İMAMIM HÜSEYİN ŞÜHEDA BENDEN NE İSTİYOR?

Resim---Kopya

İMAMIM HÜSEYİN ŞÜHEDA BENDEN NE İSTİYOR?

Muharrem ayı boyunca şu sözler beynimi çok kurcaladı.

 İmamım Hüseyin şüheda, bu günlerde haksızca ve zalimce öldürüldü. Onun yanında olduğumu göstermek istiyorum.

Acaba benim canım imamım; ben ne yapsam, benden çok memnun kalır? Beni sever ve beni dostu olarak yanına kabul görür. “İşte senden tam da istediğim buydu?” Der.

 Onun adına çokça sadaka vermemi mi ister? Yada onun adına yemek ihsan etmemi mi? Yada en çok sevdiği namaz ibadetini mi artırayım? Yada ziyaret-i Aşura duasını sık sık okuyarak kendisini uzaktan ziyaret etmemi mi ister? Yoksa Erbainde kendini canlı canlı ziyaret mi edeyim?

Yada bugünler de evim matem havasına dönüşsün hep onun için ağlayayım mı?

İmam Hüseyin adına yapılan hiçbir çabayı asla küçümsemiyorum. Ancak benden gerçek anlamda ne istediğinin üzerindeki perdeyi de kaldırmak istiyorum.

Gözlerim Kerbela sahasına kayıyor. İmam Hüseyin bir avuç yareniyle 30.000 kişilik hazırlanmış bir ordu tarafından kuşanıyor. İmam Hüseyin onların isteğine asla boyun eğmiyor. Onlara boyun eğmediği gibi pazarlığa da oturmuyor. Azıcık olmalarına da aldırmıyor.

Önce savaş alanına kendi çocuklarını gönderiyor.

Ah Ali Ekber! Şehid ettiler seni. Kanlı ve cansız bedenini imamın önüne, sonra kolsuz olarak Ebul Fazl Abbas’ı yanına, sonra Kasım yanına, sonra bacı Zeynep’in oğulları, diğer kardeşleri ve çocukları… Hepsi tek tek yan yana dizilerken, her şehid ile bir kez daha, bir kez daha imamımın kalbine hançer saplanıyordu… Hepsi sanki bir şeye şahit tutuluyordu.

Sonra Ali Asgar 6 aylık çocuk imamın kucağında. Susuzluktan ateşi yükselmiş. Hali bile yok ağlamaya. İmamın kucağında onu da şehid ettiler. Azgınlar okları ile bebeğin tam boyun atardamarına isabet aldılar. İmam Hüseyin bebeğini kucağında kanlar içinde ve cansız tutuyordu. Sanki o ok imamın kalbine saplanmıştı. İmam Hüseyin, bebeğinin kanını avucuna aldı ve göklere fırlattı. Sanki o da bir şeye şahit tutuluyordu.

Bütün yarenlerini kaybettikten sonra kendisi de savaş alanına gitti. Yiğitçe mücadele ediyordu. Ancak ne kadar dayanabilirdi? Gözleri dönmüşler kendi imamlarına amansızca saldırıyorlardı. Yüzlerce kılıç yarası, yüzlerce ok, atlar ile çiğnemeler, bir çok işkenceden sonra daha nefes alıyorken boynunu keseceklerdi. Ayaklar arasından kadınların ve çocukların çadırlarının ateşe verildiğini görüyordu. Saldıranlara “ Müslüman olamadınız, bari insan olun” diyordu.

Ancak yine merak ediyorum. Bu kadar kadın, çoluk, çocuk niçin getirilmişti? Sanki onları da bir şeye şahit tutuyordu.

Son olarak kendi cansız bedeni ve başsız Kerbela çölünde… Sanki yine bir şeye şahitlik yapılıyordu. 

“Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah’ındır. Güzel söz O’na yükselir, salih amel de onu (güzel sözü) yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler (var ya), onlar için şiddetli bir azap vardır. İşte bunların kurdukları düzenler boşa çıkar.” Fatır süresi/10

Güzel söz “ Tevhid” kelamıydı. Sadece “ Allah rızası” bilmek idi. yalnızca O’na kulluk etmekti. Dolayısıyla “Ben Müslüman’ım!” demek yetmiyordu. Hayata bakış açımız ve duruşumuz da bu başlığı taşımalıydı. Kalp atışlarımız, duygularımız, ahlakımız, aile düzenimiz, işimiz, hayat çabamız, hatta hayallerimiz bile bunu yansıtmalıydı. Aksi takdirde söz havada kalırdı. Sözü doğrulayan salih, tertemiz, ihlaslı ve samimi amellerdi.

Kerbela sahası tüm yönleriyle güzel sözü yükseltiyordu. Ciğerpareler, dostlar, hanımlar, bacılar, bebekler, kanlar, diller ve her şey sanki ahirette Rabbimizin huzuruna sunulacak bir belge gibiydi. Her şey feda ediliyordu. Her şeyin tek sebebi ısrarla “ Allah rızası” olmalıydı. Rabbimize olan kulluğu o kadar açık ve yalındı ki…

Tüm bu şahitlikler, “Allah’ın hakkı” için atan kalplerin gösterdikleri belgelerdi. Hak üzerinde haklı olmanın göstergeleriydi.

Onlara bu zulümleri reva görenler de Müslüman idiler. Ancak dünya hırsına, kişisel çıkarlara ve saçma korkulara kapılmış, hayatın yegane hedefi olan Allah İçin var olmayı unutmuşlardı. Ne Allah’ın hakkını, ne Peygamber’inin hakkını, ne İmam’ının hakkını, ne de insan haklarını tanıyorlardı. Tüm hürmetleri tek tek çiğniyorlardı. Zilletin tam dibine vuruyorlardı.

Kendi hırs ve korkularından dolayı, kendi dünya ve ahretlerini ihya edecek imamlarını yok etmeyi göze aldılar. Şimdi aralarında Peygamber’de olsa ona da aynısını yapacaklardı.

Ama imamım mazlum Hüseyin(as) her şeye rağmen, ısrarla her adımıyla onları hidayete çağırdı. Ancak onlar gelmediler. Karanlığa aşık olmuşlardı. Gelmedikleri gibi Rabbimizin bizlere sunduğu, Peygamber(saa)’imizin bize bildirdiği o rahmete, o büyük nimete zulmettiler. Cennetlik olan bir şahsiyete tahammül etmediler.

İmam Hüseyin (as)’in yegane ve tek isteği; “ Allah rızası” idi. İnsanları Allah’tan başkalarına kulluk etmemeye çağırıyordu. Ve tüm duruşlarıyla da bu sözün arkasında olduklarını gösterdiler.

“Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah’ındır. Güzel söz O’na yükselir, salih amel de onu (güzel sözü) yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler (var ya), onlar için şiddetli bir azap vardır. İşte bunların kurdukları düzenler boşa çıkar.” Fatır süresi/10

Şimdi soruyorum bize? Verdiğimiz ihsanlara kibir karıştı mı? Göz yaşlarımız Ali Asgar’ın kanı kadar has ve temiz mi? Yoksa riya mı karıştı? Namazlarımızda verdiğimiz sözlerinizin arkasında mıyız? Yoksa üşengeçlik yapıp namaza gereken önemi vermiyor muyuz? Çoluk, çocuğumuzu, eşlerimizi, kardeşlerimizi Allah rızasına sürüklüyor muyuz?  Allah’ın üzerimizdeki hakkın önemsiyor muyuz yoksa kişisel çıkarlara ve menfaatlere karşılık satıyor muyuz? Peygambere verdiğimiz söze sadık mıyız? Yoksa anladığımızı sünnet mi görüyoruz? İmamımıza yardımcı oluyor muyuz? Yoksa kalplerin masaya konulmadığı duaların arkasına mı saklanıyoruz? …

Sorguluyorum hepsini…

 Çünkü nerelerde tıkandığımızı görmek zorundayız.

İmam Hüseyin(as)’i şimdi anlıyorum. Ne gösterişli programları, ne göstermelik nezir ve kurbanlıkları, ne bol bol karınlarımızı doyurmayı, ne ağlamakla susmayan vicdanımızı örtmeyi, ne de kendimize zincirlerle eziyet etmemizi isterdi. Ne de muharrem Müslümanlığını….

Sadece şunu isterdi bizden net olarak; “ Adam gibi Müslüman olmayı!”

 “Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah’ındır. Güzel söz O’na yükselir, salih amel de onu (güzel sözü) yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler (var ya), onlar için şiddetli bir azap vardır. İşte bunların kurdukları düzenler boşa çıkar.” Fatır süresi/10

 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Yorum

  1. 1

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>