İMAM MUSA KAZIM(A.S)’DAN ÖĞÜTLER

Resim---Kopya---Kopya-(4)-

İMAM MUSA KAZIM (A.S)’IN HiŞAM’A (HİŞAM’IN ŞAHSINDA HEPİMİZE) ÖĞÜTLERİ

 Allah-u Teâlâ Kur’an’da akıl ve idrak sahibini şöyle müjdelemiştir: “Müjdele kullarımı, o kullarım ki sözü dinlerler de en güzeline uyarlar, onlar öyle kişilerdir ki Allah, onları doğru yola sevk etmiştir ve onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.”[1]

Ey Hişam ibn-i Hakem, Allah-u Teâlâ akıl ile hüccetleri (kanıtları) insanlara tamamlamış, beyan (ilahi kitap) ile onlara hüccetlerini iletmiş ve kılavuzlar (peygamberler) ile de onları kendi Rabliğine hidayet etmiş ve şöyle buyurmuştur:

“İlahınız tek bir ilahtır; O’ndan başka bir ilah yoktur; O Rahman ve Rahimdir.” “Gerçekten göklerin ve yeryüzünün yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara fayda vermek üzere denizde yürüyüp giden gemide, Allah’ın gökten yağmur yağdırarak yeryüzünü, ölümünden sonra diriltmesinde, sonra da yeryüzüne yürüyen hayvanları yaymasında, rüzgârları dilediği gibi estirip değiştirmesinde, gökle yer arasında emrine muti olan bulutta şüphe yok ki aklı erenler için (varlığına, birliğine) deliller vardır.”[2]

Ey Hişam, Allah-u Teâlâ bu nişaneleri halkın, kendilerini yaratıp yöneten birinin var olduğunu anlamaları için bir delil kılıp şöyle buyurmuştur: “Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O’nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.”[3]

“Hâ mim. Andolsun her şeyi açıklayan kitaba, şüphe yok ki biz, akledesiniz, anlayasınız diye Kur’an’ı  arapça kıldık.”[4]

“Size bir korku ve umut (unsuru) olarak şimşeği getirmesi ve gökten su indirmek suretiyle onunla ölümünden sonra yeri diriltmesi de, O’nun ayetlerindendir. Şüphe yok ki bunda, akleden topluluk için gerçekten deliller vardır.”[5]

Ey Hişam, daha sonra Allah-u Teâlâ akıl ehline öğüt vermiş ve onları ahirete rağbetlendirip şöyle buyurmuştur: “Dünya yaşayışı, ancak bir oyundan, bir oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduysa korkup çekinenler için daha hayırlıdır. Yine de akletmez misiniz?”[6]

“Size verilen her şey, yalnızca dünya hayatının meta (geçimi) ve süsüdür. Allah katında olan ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Yine de akletmez misiniz?”[7]

Ey Hişam, daha sonra Allah-u Teâlâ, akletmeyen kimseleri azapla tehdit edip şöyle buyurmuştur: “Sonra da geride kalanları yerle bir ettik. Siz onların yurtlarından sabah ve akşam vakitleri geçip gidiyorsunuz. Yine de akletmez misiniz?”[8]

Ey Hişam, daha sonra Allah-u Teâlâ aklın ilim ile birlikte olduğunu beyan ederek şöyle buyurmuştur: “Bu örnekleri insanlara vermekteyiz, ancak âlimlerden başkası bunları akletmez.”[9]

Ey Hişam, daha sonra Allah-u Teâlâ akletmeyen kimseleri kınayıp şöyle buyurmuştur: “Ne zaman onlara: “Allah’ın indirdiklerine uyun.” dense, onlar: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız.” derler. (De ki) ya ataları aklı bir şeye ermeyip doğru yolu da bulmamış idiyseler (yine de mi onlara uyacaklar)?”[10]

“Şüphesiz ki yerde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, aklı, idraki olmayan sağır ve dilsizlerdir.”[11]

“Onlara: “Gökleri ve yeryüzünü kim yarattı?” diye soracak olsan hiç tartışmasız, “Allah” diyecekler. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur.” Hayır, onların çoğu bilmezler.”[12]

Daha sonra Allah çoğunluğu kınayıp şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünde bulunanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp saptırırlar…”[13]

“Ama onların çoğu bilmezler ve onların çoğu anlamazlar.”[14]

Ey Hişam, daha sonra Allah-u Teâlâ azınlığı methedip şöyle buyurmuştur: “Kullarımdan şükretmekte olanlar pek azdır.”[15]

“iman edip de salih amellerde bulunanlar ne kadar da azdır.”[16]

“Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.”[17]

Ey Hişam, daha sonra Allah-u Teâlâ akıllıları çok güzel bir şekilde anmış ve en güzel ziynetle ziynetlendirip şöyle buyurmuştur: “Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşünmez.”[18]

Ey Hişam, Allah-u Teâlâ buyuruyor ki: “Hiç şüphesiz bunda, (öncekilerin helakinde) kalbi -yani aklı- olan kimse için elbette bir öğüt (zikir) vardır.”[19]

“Ve andolsun ki biz, Lokman ’a hikmet -yani anlayış ve akıl- verdik.”[20]

Ey Hişam, Lokman oğluna şöyle buyurmuştur: “İnsanların en akıllısı olman için hakka itaat et; dünya derin bir denizdir, birçok insan onda boğulmuştur. Bu denizde gemin takva, (geminin) yükü iman, yelkeni tevekkül, kaptanı akıl, kılavuzu (pusulası) ilim, demiri ise sabır olmalıdır.”

Ey Hişam, her şeyin bir nişanesi vardır; akıllının nişanesi de tefekkürdür; tefekkürün nişanesi de susmaktır. Her şeyin bir bineği vardır; akıllının bineği de alçak gönüllülüktür. Nefyedildiğin şeyi yapman, cehalet bakımından sana yeter.

Ey Hişam, elindeki “cevize” halk “inci”dir derse sana bir faydası olmaz; çünkü sen onun ceviz olduğunu biliyorsun. Elindeki “inci”ye de halk “cevizdir” derse sana bir zararı olmaz; çünkü sen onun inci olduğunu biliyorsun.

Ey Hişam, Allah-u Teâlâ bütün peygamber ve elçilerini ancak kulların akıllarıyla Allah’ı tanımaları için göndermiştir. Öyleyse Allah’ı daha güzel tanıyanlar, O’nun davetini daha güzel kabul ederler; aklı daha güzel olanlar, Allah’ın emrini daha güzel bilirler ve daha akıllı olanların makamları, dünya ve ahirette daha yüce olur.

Ey Hişam, hiçbir kul yoktur ki, bir melek onun perçeminden tutmamış olsun. Tevazu ettiğinde Allah onu yüceltir, tekebbür ettiğinde de Allah onu küçültür.

Ey Hişam, Allah-u Teâlâ’nın, insanların üzerinde iki hücceti (kanıtı) vardır: Zahiri hüccet ve batıni hüccet. Zahiri hüccet Resul, Peygamber ve imamlardır; batıni hüccet de akıllarıdır.

Ey Hişam, akıllı adam helalin kendisini şükretmekten alıkoymadığı ve haramın da sabrını taşırmadığı kimsedir.

Ey Hişam, kim üç şeyi üç şeye musallat kılırsa aklını yok etmek için heva ve hevesine yardım etmiş gibi sayılır: Fikrinin nurunu uzun arzularla söndüren, çok konuşmakla hikmetli sözlerini mahveden ve ibret almak nurunu nefsanî şehvetlerle yok eden. Aklını yok eden kimse de dinini ve dünyasını ifsat eder.

Ey Hişam, aklını Allah’ın emirlerine önem vermekten alıkoyup, heva ve hevesini aklına egemen kıldığın halde, amelin Allah katında nasıl temiz olabilir?

Ey Hişam, yalnızlığa sabretmek, aklın güçlülüğünün belirtisidir. Kim Allah-u Tebareke ve Teâlâ hakkında düşünürse, dünya ehlinden ve ona rağbet gösterenlerden uzaklaşır ve Rabbi katında olan şeylere yönelir. Allah-u Teâlâ, ise korkuda onun munisi (dostu) ve yalnızlıkta yâri olur, fakirlikte onu ihtiyaçsız kılar ve aşireti olmaksızın da onu aziz eder.

Ey Hişam, halk Allah’a itaat için yaratılmıştır; kurtuluş itaatle, itaat ilimle, ilim öğrenmekle ve öğrenmek de akıl ile sağlanır ve ilim ancak rabbanî âlimden alınır; âlim de akılla tanınır.

Ey Hişam, akıllı bir kimsenin az ameli Allah katında birkaç katıyla kabul olunur. (Ama) heva heves ehli ve cahilin çok ameli ise reddolunur.

Ey Hişam, akıllı adam hikmetle bir arada olan az dünya malına razı olur; (ama) hikmetsiz olan çok dünya malına razı olmaz. İşte bunun içindir ki akıllıların ticaretleri kârlıdır.

Ey Hişam, yeterli miktar seni ihtiyaçsız kılıyorsa, dünyada olan en az şey (sade yaşayış) sana yeter. (Ama) yeterli olan miktar seni müstağni kılmıyorsa (o zaman) dünyada olan hiçbir şey seni müstağni kılmaz.

Ey Hişam, akıllı kimseler, dünya malının ihtiyaçtan fazlasını terk etmişler; nerde kaldı ki günahları terk etmesinler. Oysaki ihtiyaçtan fazlasını terk etmek fazilettir, günahı terk etmek ise farzdır.

Ey Hişam, akıllı kimseler dünyada zahidlik yapıp ahirete meyletmişlerdir. Çünkü onlar dünya ve ahiretin hem talip (arayan) ve hem de matlup (aranan, istenen) olduğunu anlamışlardır. Kim ahireti talep ederse, dünya onu talep eder ve o kendi rızkını tamamıyla dünyadan alır. Kim dünyayı talep ederse ahiret onu talep eder; ölüm de onu yakalayarak, dünya ve ahiretini yok eder.

Ey Hişam, kim malsız zengin olmayı, kalbinin kıskançlıktan uzak olmasını ve dininin selamette kalmasını istiyorsa; dualarında Allah’tan aklını kâmil etmesini dilemelidir. Aklı kâmil olan, yeterli olan miktara kanaat eder, yeterli olana kanaat eden zengin olur; yeterli olana kanaat etmeyen kimse ise kesinlikle zenginlik yüzü görmez.

Ey Hişam, Allah-u Teâlâ, buyurmuştur ki: Salih olan bir kavim; kalplerinin saptığını, körlüğe ve helake döndüğünü gördükleri zaman şöyle demişlerdir: “Rabbimiz, bizi doğru yola sevk ettikten sonra kalplerimizi saptırma ve kendi katından bize rahmet bağışla, şüphe yok ki sen, fazlasıyla bağışlayansın.”[21]

Allah’ı tanımayan O’ndan korkmaz; göreceği ve hakikatini bulacağı sabit bir marifet de kalbine yerleşmez. Hiç kimse; sözü amelini tasdik etmedikçe ve gizli ameli açıktaki ameli ile mutabık olmadıkça bu marifete erişmez. Çünkü Allah-u Teâlâ gizli ve örtülü olan akla, ancak zahir olan delili nişane kılmıştır.

Ey Hişam, Emi r – ü l Mü ’mi n i n Al i aleyhi’s-selam şöyle buyuruyordu: “Allah’a ibadet etmek için akıldan daha iyi hiçbir vesile yoktur.”

Hiç kimsenin aklı, kendisinde şu birkaç haslet olmadıkça kâmil olmaz:  Küfüründen ve şerrinden emin olunulması, olgunluk ve hayrının umulması, malının fazlasını (Allah rızası için) harcaması, fazla konuşmaması, dünyada kendisine yetecek miktarla yetinmesi, ömür boyu ilme doymaması, Allah’a itaat edip zelil olmanın, başkalarına (tağutlara) uyup izzetli olmaktan ona daha sevimli olması, alçak gönüllü olmayı seçkinlikten daha fazla sevmesi, başkalarının az iyiliğini çok, kendisinin çok iyiliğini de az sayması, halkın hepsini kendisinden iyi bilmesi, kendisini de onların en kötüsü görmesi; bunlar aklın kemâlidir.

Ey Hişam, dili doğru söyleyenin ameli temiz olur, iyi niyetli olanın rızkı çoğalır, kardeşlerine ve ailesine iyilik yapanın da ömrü uzar.

Ey Hişam, hikmeti cahillere öğretmeyin; hikmete zulmetmiş olursunuz ve onu ehlinden esirgemeyin; onlara cefa etmiş olursunuz.

Ey Hişam, (akılsızların) hikmeti size bıraktıkları gibi siz de dünyayı onlara bırakın.

Ey Hişam, yiğitliği olmayanın dini olmaz, aklı olmayanın da yiğitliği olmaz. Halkın en değerlisi dünyayı kendisi için bir makam olarak görmeyen kimsedir. Bilin ki bedenlerinizin kıymet ve değeri ancak cennettir. Öyleyse onu başka bir şeye satmayın.

Ey Hişam, Emir – ü l Müminin Ali aleyhi’s-selam şöyle buyuruyordu: “Meclisin (toplantının) başında ancak üç sıfata sahip olan kimse oturabilir: Bir şey sorduklarında cevap veren, halkın söz bulup konuşamadığı zaman konuşan, mecliste oturanların maslahatına uygun olan görüşü ortaya koyan. Bu üç sıfattan birine sahip olmaksızın meclisin başında oturan kimse ahmaktır.”

Hasan ibn-i Ali aleyhi’s-selam şöyle buyurmuştur: “ihtiyaçlarınızı karşılamak istediğinizde ehlinden isteyin.”

“Ey Resulullah’ınoğlu, ehli kimlerdir?” diye sorulduğunda buyurdular: “Allah’ın, Kur’anda beyan ettiği kimselerdir.” Allah buyuruyor ki: “Hiç şüphesiz temiz akıl sahipleri öğüt alıp düşünmektedir.”[22]

Ali ibn-i Hüseyin (imam Zeyn-ul Abidin) aleyhi’s-selam da şöyle buyurmuştur: “Salih kimselerle oturmak insanı salaha (doğruluğa) götürür, âlimlerin adabına uymak aklı çoğaltır, adil yöneticilere itaat etmek izzetin kemalidir; (ticaretle) malını artırmak ise yiğitliğin kemalidir. İstişare edene doğru yolu göstermek nimetin hakkını eda etmektir. Halka eziyet etmemek aklın kemali olduğu gibi dünya ve ahirette de bedenin rahatlığına sebep olur.”

Ey Hişam, akıllı kimse kendisini yalanlamasından korktuğu kimseye bir şey söylemez, reddedeceğinden endişe ettiği kimseye ağız açmaz (bir şey istemez), gücü yetmediği şeyi vaat etmez, arzu etmesiyle kınandığı şeyi arzu etmez ve aciz kalacağından korktuğu ise teşebbüs etmez.

Emi r – ü l Mü’mi n i n Al i aleyhi’s-selam ashabına şöyle buyuruyordu: “Gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, sevinç ve gazap halinde adaletli olmayı, fakirlik ve zenginlikte ticaret yaparak mal kazanmayı size tavsiye ediyorum. İlişkisini kesenle ilişki kurun. Zulmedeni affedin. Mahrum kalana bağışta bulunun. Bakışınız ibret, susmanız fikir, sözünüz zikir ve tabiatınız da cömertlik olmalıdır. Çünkü hiçbir cimri cennete giremeyecektir; hiçbir cömert de cehenneme girmeyecektir.

Ey Hişam, Allah kendisinden hakkıyla hayâ edip utanan, başını ve başında yer alan uzuvlarını (göz, kulak, dil ve diğer uzuvlarını) haramdan koruyan, karnı ve karnının koruduğu şeyleri (yemeği ve içmeyi) haramdan sakındıran, ölümü ve çürümeyi hatırlayan, cennetin zorluklarla çevrildiğini ve cehennemin de lezzet ve şehvetlerle kuşatılmış olduğunu bilip idrak eden kimseye rahmetini yağdırsın!

Ey Hişam, Allah kıyamet günü, kendisini halkın haysiyetini çiğnemekten alıkoyan kimsenin hatalarından geçer. Kim halka karşı gazabının önünü alırsa, Allah da kıyamet günü ona karşı gazabının önünü alır.

Ey Hişam, akıllı kimse, isteğine uygun olsa bile yalan söylemez. Ey Hişam, R e s u l u l l a h ’ın kılıcının kabzasında şöyle yazılmıştı: “Allah katında, insanların en çok haddi aşıp isyan edeni, (kısasta) vurandan başkasını vuran ve katilden başkasını öldüren kimsedir “.[23] Kim gerçek velileri bırakıp da başkalarını kendisine veli edinirse Allah’ın, Muhammed peygamberine indirdiği şeye kâfir olmuştur. Kim dinde bid’at çıkarır veya bid’at çıkaranı barındırırsa, Allah-u Teâlâ kıyamet günü onu affetmeyeceği gibi hiçbir fidye ve karşılık da ondan kabul etmez.

Ey Hişam, kulu Allah’a yaklaştıracak en güzel vesile, Allah’ı tanıdıktan sonra namaz kılmak, anne ve babaya iyilik etmek, haset, bencillik ve övünmeyi terk etmektir.

Ey Hişam, karşında bulunan günlerini ıslah et (düzeltmeye çalış); o günlerin nasıl olacağına bak ve onlar için cevap hazırla. Şüphesiz sen durdurulup sorguya çekileceksin. Zamandan ve ehlinden öğüt al. Çünkü zaman hem kısadır, hem de uzun. Rağbetinin çoğalması için amelinin karşılığını görürcesine çalış; Allah’ı tanı. Zamanın ve hallerin değişkenliği hakkında düşün. Dünyanın geleceği geçmişine benzer; öyleyse ondan ibret al.

Ali ibn-i Hüseyin ( imam Zeyn-ul Abidin) aleyhi’s-selam şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünün, doğusunda ve batısında, denizinde ve karasında, ovasında ve dağında bulunan güneş ışığının ulaştığı şeylerin hepsinin, evliyaullah’ın (Allah’ın hakiki dostlarının) yanındaki değeri, öğleden sonra oluşan ve çabuk kaybolup giden gölgeye benzer.”

Daha sonra şöyle buyurdu:  “Bu kalıntıyı (dünyayı) ehline bırakacak hür bir kişi yok mudur? Canınızın değeri ancak cennettir; öyleyse onu başka bir şeye satmayın. Kim Allah’ın nimetlerinden sadece dünyaya razı olursa değersiz bir şeye razı olmuştur.”

Ey Hişam, bütün insanlar yıldızları görür; ama yıldızların rotası ve dönüş yerlerini bilenden başkası onlara bakıp kendi yolunu bulamaz. Böylece sizler de hikmet öğreniyorsunuz, ama onunla amel edenlerden başkası hidayete erişemez.

Ey Hişam, Hz. Mesih aleyhi’s-selam, havarilerine şöyle buyurdu: “Ey kötülüğe meyleden kullar, hurma ağacının yüksekliğinden korkuyorsunuz, dikenlerini ve çıkma zorluğunu düşünüyor, onun tatlı meyvesini ve faydalı olan kısımlarını unutuyorsunuz. Böylece siz ahiret için amel etmenin de zorluğunu düşünüyorsunuz, bundan dolayı ahiret yolu size uzak ve uzun geliyor, ahirette ulaşacağınız nimetleri, güzellikleri ve ahiret meyvelerini unutuyorsunuz.

Ey kötü kullar, buğdayın tadına varmak ve lezzetli hale getirmek için onu temizleyin ve onu yumuşatın; imanın da tadına varmanız ve meyvesinden yararlanmanız için onu halis ve kâmil hale getirin. Şu söylediğim bir gerçektir ki, eğer karanlık bir gecede katran yağı ile yanan bir çıra bulsanız onun kötü kokusu, ışığından yararlanmanızı engellemez. Böylece hikmeti de kimde bulursanız onu alın, o adamın ona rağbetsiz olması size engel olmamalıdır.

Ey dünya kulları! Hak olarak diyorum ki: Ahiret şerefine ancak sevdiğiniz şeyleri terk etmekle nail olabilirsiniz. Tövbe etmek için yarını beklemeyin. Çünkü yarından önce bir gece ve gündüz vardır; Allah’ın kaza ve kaderi her gece ve gündüz caridir. Şu söylediğim bir gerçektir ki: Borçlu olmayan, borçlu olandan -borcunu iyi bir şekilde ödeyebilse dahi- daha huzurlu ve kaygısızdır. Bunun gibi günah işlemeyen kimse de günah işleyenden, her ne kadar halis tövbe edip Allah’a dönse dahi daha çok huzurludur. Küçük günahlar Şeytan’ın tuzaklarındandır. Şeytan, günahlarınızın toplanması ve ardından sizi kutsatması için onları gözünüzde küçük ve basit gösterir.

Şu gerçeği bilmelisiniz ki: insanlar hikmet hususunda iki kısımdır: Biri onu diliyle iyice açıklar ve ameliyle de tasdik eder; diğeri ise diliyle onu iyice ortaya koyarken kötü ameliyle onu zayi eder. Bu iki grup arasında ne kadar da fark vardır. İlmiyle amel edenlere ne mutlu. İlimleri dillerinden öteye geçmeyenlere de yazıklar olsun!

Ey kötülüğe meyleden kullar! Rabbinizin camilerini, beden ve alınlarınızın zindanı edin; kalplerinizi takva evi kılın; onları şehvetler yuvası kılmayın. Musibete karsı çok sabırsızlık göstereniniz, dünyayı çok seveninizdir. Musibete karşı sabırlı olanınız, dünyada zahit olanınızdır.

Ey kötülüğe meyleden kullar! Çalıp kaçan karga, hilekâr tilki, hıyanetkâr kurt ve saldırgan aslana benzemeyin, onların ava yaptığı hareketi sizler de insanlara yapmayın; bir grubu avlayıp, bir gruba hile yapıp ve diğer bir gruba da hıyanet etmeyin. Bedenin görünürde sağlam, içte ise bozuk olmasının, bedene hiçbir yararı olmadığı gibi, kalpleriniz de bozuk olduğunda, bedenlerinizin sağlığının bir yararı olmaz. Kalpleriniz kirli olduğu halde, derilerinizi temizlemeniz ne yarar sağlar? Güzel ve yumuşak unu dışarı çıkarıp kepeği (içerisinde) tutan elek gibi olmayın; siz de hikmeti ağzınızdan dışarı çıkarıyorsunuz ama kin gönüllerinizde kalıyor.

Ey dünya kulları, sizin misaliniz, kendisini yakıp halkı aydınlatan çıraya benziyor! Sevabı bütün hayırlardan daha çabuk ulaşan şey ihsandır. Cezası bütün günahlardan daha çabuk oluşan şey de zulümdür.

Kulların en kötüsü, kötü dilli olduğundan dolayı kendisiyle birlikte oturulması sevilmeyen kimsedir. Acaba halkı yüz üstü cehennem ateşine atan, dilin ürünlerinden başka bir şey midir? Saçma sözleri terk etmek, kişinin dininin güzel olduğunu gösterir.

Ey Hişam, korku ve ümit içerisinde olmayan, mü’min değildir. Korktuğu ve ümit ettiği şey için çalışmayan da korku ve ümit içerisinde değildir.

Ey Hişam, Allah-u Teâlâ buyurmuştur ki: “izzetime, celalime, azametime, nuruma ve makamımın yüceliğine and olsun ki, isteğimi kendi isteğine tercih eden her kulun gönlünü ihtiyaçsız (tok) kılarım, gayretini ahireti için sarf ettiririm, işinde başarılı yaparım, gökleri ve yeri rızkına kefil kılarım ve her tacirle ticaretinde onu muvaffak ederim.’’

Ey Hişam, gazap şerrin anahtarıdır. İman yönünden, müminlerin en kâmil olanı ahlakı en güzel olandır. Halkla muaşeretinde ilişki kurduğun herkesten, iyilik bakımından daha üstün olmaya çalış.

Ey Hişam, daima yumuşak davran. Çünkü yumuşaklık, uğur getirir; sertlik ise uğursuzluğa yol açar. Yumuşaklık, ihsan ve güzel ahlak, beldeleri imar eder ve rızkı da çoğaltır.

Ey Hişam, Allah’ın: “iyiliğin karşılığı, iyilikten başka bir şey olabilir mi?[24] emri, bütün mü’min, kâfir, iyi ve kötü insan hakkında geçerlidir. Kendisine iyilik yapılan kimse, onu telafi etmelidir; (şunu da bil ki) daha üstün bir iyilik yapmaz da yalnız aynı iyilikle karşılık verirsen, bu onu telafi etmek sayılmaz; onun yaptığı iyiliğin aynısını yaptığında üstünlük, ilk iyilik yapanındır.

Ey Hişam, dünya dış yüzü yumuşak olan, ama içinde öldürücü zehir bulunan bir yılana benzer; akıllı kişi ondan çekinir, çocuk ise ona doğru elini uzatır.

Ey Hişam, Allah’ın itaatine sabret! Allah’a karşı isyan etmekten sakın! Dünya kısa bir süreden ibarettir; geçen kısmının ne sevincini hissedebilirsin ve ne de üzüntüsünü; geleceğin de nasıl olacağını bilmiyorsun. Öyleyse içerisinde bulunduğun bu süreye de hoşnutlukla sabret (ta ki ondan faydalanmış olasın).

Ey Hişam, dünya deniz suyuna benzer; susayan ondan her ne kadar içerse, içenin susamışlığını daha da arttırır ve nihayet onu öldürür.

Ey Hişam, tekebbür etmekten sakın. (Zira) kimin kalbinde, bir zerre miktarınca kibir olursa, cennete giremez. Büyüklük Allahın ridasıdır; kim Allah’ın ridası hususunda O’nunla çekişirse Allah onu yüzü üstü cehenneme atar.

Ey Hişam, her gün kendisini hesaba çekmeyen kimse bizden değildir. İyi iş yaparsa onu çoğaltmalı; kötü iş yapmış olursa da Allah’tan af dilemeli ve tövbe edip Allah’a yönelmelidir.

Ey Hişam, dünya, mavi gözlü bir kadın şeklinde Hz. İsa ’ya göründü. Hz. İsa (as) ona: (Şimdiye kadar) “Kaç kişiyle evlendin?” diye sordu. Dünya : “Çok kişilerle evlendim” dedi. Hz. İsa : “Hepsi seni boşadılar mı?” dedi. Dünya: “Hayır, hepsini öldürdüm” dedi. (Bunun üzerine) Hz. İsa : “Öyleyse geri kalan kocalarına yazıklar olsun; onlar nasıl da geçmişlerden ibret almıyorlar?” diye buyurdu.

Ey Hişam, bedenin aydınlanması göze bağlıdır. Göz aydın olursa bedenin hepsi aydın olur. Ruhun aydınlanması da akla bağlıdır; kul akıllı olursa Rabbini tanır ve Rabbini tanıdığında da dinini öğrenir; Rabbini tanımazsa dini de kalmaz. Bedenin ancak ruh ile ayakta kalması gibi din de ancak halis niyetle kalıcı olur. Halis niyet de ancak akıl ışığıyla sebat bulur.

Ey Hişam, ziraat yumuşak yerde yapılır; kayanın üzerinde değil. Hikmet de mütevazı kalpte yerleşir ve hayatını sürdürür; mütekebbir kalpte değil. Allah-u Teâlâ, tevazuu aklın vesilesi kıldığı gibi tekebbürü de cehaletin vesilesi kılmıştır. Başını dik tutup tavana vuranın, başının yarıldığını ve başını aşağıya dikenin ise tavanın gölgesinden yararlandığını bilmiyor musun? Allah-u Teâlâ da, tevazu etmeyeni alçaltır, tevazu edeni ise yüceltir.

Ey Hişam, zenginlikten sonra fakirlik, ibadetten sonra günah ne de kötüdür; bundan daha kötü de abid bir kulun, ibadetini terk etmesidir.

Ey Hişam, yaşantı ancak iki kişi için hayırlıdır: “Dinleyip anlayana ve konuşan âlime.”

Ey Hişam, kulların arasında akıldan daha üstün bir şey taksim edilmemiştir (Allah-u Teâlâ akıldan daha üstün bir şey kullara vermemiştir). Akıllının uykusu, cahilin (ibadetle meşgul olarak) gece uyumamasından daha üstündür.

Allah, bütün peygamberleri akıl ile hatta onların akılları, bütün mütefekkirlerin (fikri) çabasından daha üstün olacak şekilde göndermiştir (başkaları, tüm çabalarına rağmen onların aklına ulaşamamışlardır). Hiçbir kul, akletmedikçe, Allah’ın farzlarından hiçbirini edâ edemez.

Ey Hişam, mü’mini suskun gördüğünüzde ona yaklaşın. Çünkü o hikmetli söz söyler. Mü’min az konuşur, çok amel eder. Münafık da çok konuşur, az amel eder.

Ey Hişam, Allah-u Teâlâ Hz. Da v u d ’a şöyle vahyetti: “E y Da v u d, kullarıma de ki, benimle kendi aralarında dünyaya aldanmış bir âlimi vasıta kılmasınlar. Çünkü o âlim onları, beni anmak, beni sevmek ve bana niyazda bulunmaktan alıkoyar. Bu çeşit âlimler, kullarımın yolunu kesen yol kesicilerdir. Onların en küçük cezası, bana münacatta bulunma tadını ve sevgisini kalplerinden çıkarmamdır.”

Ey Hişam, kim büyüklenirse göklerin ve yerin melekleri ona lanet eder. Kim kardeşlerine kibirlenir, onlara üstünlük taslarsa Allah’a karşı gelmiştir; kendisinde olmayan bir üstünlüğü iddia eden ise çabasını, hidayetine sebep olmayan bir şey uğruna sarf etmiştir.

Ey Hişam, Allah-u Teâlâ, Da v u d aleyhi’s-selâm’a şöyle vahyetti: “E y Da v u d, ashabını şehvet sevgisinden sakındır ve (bunun akıbetinden) korkut. Şüphesiz gönülleri dünya şehvetlerine bağlı olanların kalpleri benden uzaktır.”

Ey Hişam, dostlarıma karsı kibirlenmekten ve onlara ilmin ile övünmekten sakın. Zira böyle yaparsan Allah sana gazap eder. Allah’ın gazabından sonra da artık ne dünyanın sana faydası olur ve ne de ahiretinin. Dünya hayatında, oturduğu ev kendisine ait olmayan ve her an için göç etmeyi bekleyen kimse gibi ol.

Ey Hişam, din ehli ile birlikte oturmak, dünya ve ahiret şerefidir. Hayırsever akıllı kimse ile istişare etmek, uğurluluk, bereket, olgunluk ve ilahi bir basarıdır. Hayırsever akıllı, sana nasihat ettiğinde sakın muhalefet etme. Çünkü bu tavır helak olmana sebep olur.

Ey Hişam, herkesle oturup kalkmak ve onlara ısınıp dostluk kurmaktan sakın; emin birisini bulursan onunla dostluk kur ve yırtıcı hayvanlardan kaçtığın gibi (emin olmayan) diğer kimselerden kaç. Akıllı adam, sevilmeyecek bir iş yaptığında Allah’tan utanmalı ve Allah ona bazı nimetler tahsis ettiğinde de başkalarını onda ortak kılmalıdır. İki iş karşına çıkar da hangisinin daha hayırlı ve daha doğru olduğunu bilmezsen, onlardan hangisinin heva ve hevesine daha yakın olduğuna bak ve ona muhalefet et; çünkü doğru işlerin çoğu, heva ve hevese muhalif olan şeylerdir. Hikmeti elde edip onu cahillerin eline vermekten sakın.

Hişam; imam aleyhi’s-selâm’a: “Eğer hikmeti talep eden, fakat söylenen sözleri kavramaya akıl gücü yetmeyen birisine rastlarsam ne yapayım?” diye sorunca, imam şöyle buyurdular: Şefkatle nasihatte bulun; buna da kalbi sıkılırsa o zaman kendini fitneye maruz kılma. Mütekebbirlerin reddinden (inkârından) kork. Çünkü ilim, uykuda olanlara açıklanırsa değersiz olur.

“Soru sormasını bilen birini bulamadığımda ne yapayım?” diye arz ettiğimde de imam şöyle buyurdular: Konuşmak ve sözlerinin reddolunması belasından kurtulman için soru soramamalarını ganimet bil. (Yani anlama ve idrak kabiliyeti olmayan birisine hikmetli sözü söyleyip bir şey anlatmak üzerinde ısrar etme). Bil ki Allah mütevazıleri, tevazuları miktarınca değil, kendi kerem ve cömertliğine yaraşırcasına yüceltir ve korkanlara, korkuları miktarınca değil, kendi kerem ve ihsanınca güvenlik bahşeder. Hüzünlüleri de hüzünleri miktarınca değil, rahmet ve şefkatine yaraşırcasına huzura kavuşturur. Rauf ve Rahim olan Allah, dostlarına eziyet eden kimselerden bile şefkat ve dostluğunu esirgemiyor. Öyleyse O’nun yolunda eziyete maruz kalanlara nasıl davranacağını bir düşün! Yine Allah’la düşmanlık eden kimsenin tövbesini kabul eden Tevvab ve Rahim olan Allah’ın, O’nun rızasını kazanmak için çalınan ve O’nun yolunda halkın düşmanlığına maruz kalan kimseye ne yapacağını düşün!

Ey Hişam, kim dünyayı severse ahiret korkusu kalbinden çıkar. Bir kula ilim verilir de dünya sevisi kalbinde artarsa, Allah’tan uzaklaşması arttığı gibi Allah’ın gazabı da ona çoğalır.

Ey Hişam, Ey Hişam akıllı gücünün dışında olan şeyi terk eden kimsedir. Doğru işlerin çoğu, nefsi isteklerin aksine olanlardır. Uzun arzulu kimsenin ameli kötü olur.

Ey Hişam, ecelin gerisini görseydin artık uzun arzulara kapılmazdın!

Ey Hişam, ihtirastan sakın. Halkın elindeki şeylere göz dikme. Halktan bir şey ummak fikrini kalbinde öldür. Çünkü başkasına göz dikmek zilletin anahtarıdır ve bu tutum aklı yok eder, yiğitliği çürütür, şerefi lekeler ve ilmi giderir. Allah’a sığınmayı ve O’na tevekkül etmeyi unutma. İsteklerinden alıkoymak için nefsinle cihad et. Nefsine karsı cihad etmek düşmana karşı cihad etmek gibi sana farzdır.

Hişam diyor ki: imam aleyhi’s-selâm’a: “Hangi düşmanla savaşmak daha farzdır?” diye arz ettiğimde şöyle buyurdular:

“Sana daha yakın, daha şiddetli, daha zararlı, düşmanlığı daha büyük, yakın olmasıyla birlikte daha gizli olan ve düşmanları senin aleyhine tahrik eden kimseyle; yani kalplerde vesvese etmekle görevli olan şeytanla savaşmak daha farzdır. Senin şeytana karşı düşmanlığın daha şiddetli olmalıdır; o, seni helak etmek için senden daha dirençli olmamalıdır. Çünkü şeytan güçlü olmasıyla birlikte senden daha zayıftır; şerli olmasıyla birlikte zararı senden daha azdır. Sen Allah’a sığınırsan doğru yolu bulmuş olursun.

Ey Hişam, Allah kime üç şeyi ikram ederse, ona lütfetmiştir: “Heva ve hevesinin hakkından gelecek akıl, cehaletini yenecek ilim, fakirlik korkusuna yetecek zenginlik.”

Ey Hişam, bu dünyadan ve bu dünya ehlinden kork. İnsanlar dünyada dört kısımdır: Heva ve hevesine uyan kararsız kişi; ilmi arttıkça kibri artan, ilmi ve okumasını kendisinden aşağıdakilere, bir üstünlük ve imtiyaz vesilesi kılan kimse; ibadetleri kendisinden az olanları tahkir eden ve (başkaları tarafından) saygı görmek isteyen cahil abid; hak yolunu tanıyan, o yolda kıyam etmek isteyen (fakat çeşitli nedenlerden dolayı) aciz veya mağlup olan, ilmiyle amel etmeye (halk arasında onu uygulamaya) gücü yetmeyen ve bu durumla da daima mahzun ve kederli olan basiret sahibi âlim; işte bu, zamanının en faziletli ve üstün kişisidir.

Ey Hişam, hidayet ehlinden olman için aklı ve aklın askerlerini, cehaleti ve askerlerini tanı!

Hişam diyor ki: İmam aleyhi’s-selâm’a: “Canım sana feda olsun, öğrettiğiniz şeyden başka bir şey bilmiyoruz.” dediğimde, imam aleyhi’s-selâm şöyle buyurdular:

Ey Hişam, Allah-u Teâlâ, ilk ruhani yaratık olan aklı, arşının sağ tarafında kendi nurundan yarattı ve ona geri dön buyurduğunda geri döndü; sonra gel dediğinde de geldi, bunun üzerine Allah Teâlâ buyurdu ki: “Seni yüce bir mahlûk olarak yarattım ve seni bütün mahlûklara üstün kıldım. Daha sonra cehaleti karanlık ve acı bir denizden yarattı. Cehalete geri dön dediğinde geri döndü, (fakat) gel dediğinde gelmedi, Allah-u Teâlâ ona: “Tekebbür ettin” buyurdu ve onu lanetledi. Daha sonra akıl için yetmiş beş asker tayin etti. Cehalet de, Allah’ın akıl hakkındaki keramet ve bağışını görünce, ona karşı kin beslemeye başladı ve şöyle dedi: “Ey Rabbim o da benim gibi bir mahlûktur, onu yarattın, ona ikramda bulundun ve onu güçlendirdin, ben ise onun zıddıyım, ona karşı bir gücüm yoktur; bana da, ona bağışladığın asker miktarınca asker ver.  Allah-u Teâlâ buyurdu ki: “Evet, (isteğini kabul ettim ama) eğer bundan sonra bana karşı isyan edersen seni ve senin askerlerini kendi katımdan ve rahmetimden kovarım; cehalet de: “Kabul ettim” dedi. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ ona da yetmiş beş asker verdi. Allah’ın akla bağışladığı yetmiş beş askerden biri olan hayır, aklın yardımcısıdır. Allah, şerri de hayıra zıt olarak yarattı, o da cehaletin yardımcısıdır.”

[1]- Zümer/18.

[2]- Bakara/163-164.

[3]- Nahl/12.

[4]- Zuhruf/1,2,3.

[5]- Rum/24.

[6]- En’âm/32.

[7]- Kasas/60.

[8]- Saffat/136-138.

[9]- Ankebut, 43.

[10]- Bakara/171.

[11]- Enfal/22.

[12]- Lokman/25.

[13]- En’âm/116.

[14]- En’âm/37.

[15]- Sebe/13.

[16]- Sâd/23.

[17]- Hud/40.

[18]- Bakara/269.

[19]- Kâf/37.

[20]- Lokman/12.

[21]- Âl-i İmran/8.

[22]- Zümer/8.

[23]- Cahiliye döneminde, kısas olarak katilin mensup olduğu kabileden herhangi birini öldürüyorlardı. İslam, “bir kimse diğerinin suçuyla suçlanamaz” ilkesini getirerek bu cahiliye âdetini ortadan kaldırmıştır.

[24]- Rahman/60.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>