HZ. NUH(AS)

Resim---K (2)

 “Onlara Hz. Nuh’un başından geçenleri oku.

Hani kavmine demişti ki;

Ey kavmim, benim makamım ve Allah’ın ayetleriyle,

hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben,

şüphesiz Allah’ a tevekkül etmişim.”

(Yunus 71)

Kur’an’da adı 43 defa geçmektedir.Kur’an’ın71. Suresi onun adını taşımaktadır. Kavminden kendisine çok az kişi iman etmiştir. Karısı ve çocuklarından biri de iman etmeyenler arasındadır.950 yıl kavmini tevhide çağırmıştır. 

HZ. NUH(AS) KAVMİNİN ÖZELLİKLERİ

Hz. Nuh (as)’ın kavmi, birçok kötü özellikleri üzerinde taşıyan bir toplumdu. Şirk olayını toplum olarak yaşamaya başlamışlardı. Yani onlar, topluca Allah’a şirk koşan bir toplumdu.

Allah’a inanıyorlardı. Ancak putlara taparak Allah’a ortak koşuyorlardı. Kur’an’ı Kerim de Hz. Nuh’un döneminde başlayan putçuluk ve putçuluğu savunanların şöyle dedikleri bildirilmektedir. ”Sakın tanrılarınızdan vazgeçmeyin. Vedd, Suva, Yegus, Yeuk ve Nesri asla terk etmeyin dediler”.(71/23)

İşte Hz. Nuh kavminin birinci özelliği putçu olmalarıydı. Peki, putçuluk nasıl başladı?

Ayette geçen put isimleri önceden yaşamış salih ve örnek şahsiyetlerdi. Vefat ettiklerinde onları anmak, hatırlamak isteyen halk onların heykellerini yaptılar. Sonraki nesiller ise bu heykellere başka gözlerle bakmaya başlayıp, başka anlamlar yüklediler. Önce anmak için yaptıkları heykelleri Allah ile aralarında aracı olarak görmeye başladılar. Hatta Allah’a ait özellikleri bu heykellere atfetmeye çalıştılar. Burada şunu da belirtmekte yarar var; Kendi başına bir put hiçbir değer ve tehlike oluşturmaz. Tehlikeli olan put değil put üzerinden gelen fikirlerdir. Önceleri saygı ve anmak için yaptıkları heykeller, zamanla putlaştılar. Kendi isteklerine göre ilke ve ilkeler doğrultusunda yaşam tarzları koydular. Bu yüzden İslam’da heykelcilik yasaklandı.

Günümüzde taştan yapılmış putlara tapanları pek görmüyoruz. Ancak bazı insanların unutulmamaları için yapılan çalışmalar, bu insanların putlaştırmalarını da beraberinde getirmiştir. Onların fikir ve amaçları yaşatılmaya çalışılmıştır.

İnsanların aşırı yüceltilerek Rableştirilmesinden Kur’an’ı Kerim‘de Tevbe suresi 31. Ayette bu tehlikeye işaret edilmektedir. Bu durum insanları yönetenler için bir kazanç kapısı, ticaret yoluydu. Putlara verilen hediyeler halktan alınıyordu. Bu durum halklar arasında sınıf ayrılıkları oluşturuyordu. Bununla birlikte insanlar eziliyor, mağdur ediliyor ve köleleştiriliyordu

Hz. Nuh toplumu” sabii” diye anılan bir inanca sahiptiler. Sabiiler, bir görüşe göre, ruhani varlıklara ibadet edenlerin mezheplerinin adıdır. Bu ruhani varlıklardan maksat Allah’a yakın olan insanların hayallerinde yaşayan varlıklardı. Sabiiler, kâinat ve varlık âlemini yaratanın Allah olduğunu kabul ediyorlardı. Ancak akılcı düşündüklerinden dolayı illaki gözleriyle görüp tapacakları bir şeyler olmalıydı. Göremediklerine inanmak istemiyorlardı ve bu gözle görülen heykellerin kendilerini Allah’a yaklaştıracaklarını ummaktaydılar.

Allah, kendisine ortak koşmalarının karşılığında onları helak etmiştir. Kur’an’ı Kerim’de Allah şöyle buyurmaktadır.

”Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını(şirk) koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanları(günahları) ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.”(Nisa 48)

ŞİRK. Sözlükte; mülk ve saltanata ortak olmak demektir. . Bir şeyin birden fazla kişiye ait olduğunu ifade etmek üzere kullanılır. İslam’a göre: ’şirk’ ; Allah’a zatında(sayı olarak), sıfatlarında ve tasarrufunda( yapıp etmelerinde) ortak tanıma eylemi veya inanışıdır.

Hz. Nuh kavminin ikinci özelliği ise topluca zalim olmaları idi. Kur’an da onların zalim olmalarının delili şu ayettir ; “Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi”. (Necm-52)

İşte hem kendilerine hem de başka toplumlara zülüm ediyorlardı. İslam’ı kabul etmiş olan halka dahi büyük haksızlıklarda bulunuyorlardı.

ZÜLM: Bir şeyi ait olduğu yerin dışında bir yere koymaktır. Zülm’ ün  Kur’an’da 3 anlamda kullanıldığını söyleyebiliriz.

1-Karanlık anlamında, nur’un (ışığın) karşıtı olarak.

2- Küfür, şirk, isyan ve fısk anlamında

3- İnsanlara karşı yapılan haksızlıklar ve baskılar anlamında Hz. Nuh kavminin üçüncü özellikleri ise fasık olmalarıdır. İnanç ve amellerinden saptıkları için fıska düşmüşlerdi.

Babası Lamek, annesi Kinuş-Finuş olan Hz. Âdem’in 10. Kuşaktan torunudur. Yani Hz. Âdem ile Hz. Nuh arasında 10 nesil geçmiştir.

NUH(AS) KİMDİR? VASIFLARI NELERDİR?

Döneminde yaşayan insanları topluca tövbe ve istiğfara çağırmakla görevlendirilen ilk peygamberdir.950 yıl kesintisiz mücadele vermiştir. Tevhidi, ibadeti ve ahiret inancını insanların aklına ve kalplerine yerleştirmeye çalışmıştır.

İkinci Âdem olarak da bilinen Hz. Nuh ve oğulları dışında kalanlar yok olup gitmişler, sonraki nesiller Hz. Nuh’un oğulları olan Sam, Ham ve Yasef’ten türemişlerdir. Tarihçiler Sam’ı Arapların ve Farsların atası, Ham’ı zenciler ve Habeşlilerin atası, Yasef’i ise Türk ve Uzakdoğu milletlerinin ve Mavera-un Nehir kavimlerinin atası olarak kabul etmektedirler.(İbni’ul Kesir, El-Kamil Fit Tarih)

Tufana kadar 950 yıl yaşadığı ayetle sabittir.” Aralarında elli yıl hariç bin yıl kaldı.”(Ankebut 14)

Tufandan sonra ne kadar yaşadığı hakkında net bir bilgi yoktur. Ömrünün 1450 ile1780 yıl arasında olduğuna dair rivayetler mevcuttur. Öldüğünde Mescidi Haram yakınlarına defnedilmiştir.(Sabuni, en –Nübüvve vel -Enbiya) Ulul-Azm peygamberlerin ilkiydi. Kendinden sonra gelecek tüm mü’minlerin örnek modeli olarak seçilmişti. ” “Şüphesiz İbrahim’de O’nun(Hz. Nuh’un) taraftarlarından idi.”(Saffat/ 83)

Kur’an’da ismi 43 yerde geçen Hz. Nuh (as)’ın şöyle vasıfları vardı.

  1. Her şeyden önce inanmış bir kuldu.
  2. Allah’ın güvenilir elçisiydi.
  3. Kendisinden misak(söz) alınmıştı.
  4. Duası makbuldü.
  5. Çok şükredendi
  6. Açıklayıcı ve uyarıcı idi(Sapıklıkta direnenleri apaçık ve şiddetle korkutucuydu.)

HZ. NUH’UN ÇAĞRISI

“Onlara Hz. Nuh’un başından geçenleri oku. Hani kavmine demişti ki; Ey kavmim, benim makamım ve Allah’ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz Allah’ a tevekkül etmişim. Artık siz, ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın Sonra hakkımdaki hükmünüzü bana süre tanımaksızın verin.

Eğer yüz çevirecek olursanız, ben sizden bir karşılık istemedim. Benim ecrim yalnızca Allah’a aittir. Ve ben Müslümanlardan olmakla emrolundum.”(Yunus 71-72)

Hz. Nuh şirk bataklığına düşmüş olan toplumunu kurtarmak için bu davanın esaslarını yukarıdaki ayette şöylece belirtmiştir.

1-Sizlere anlattıklarım, hatırlatmalarım Allah’ın ayetleridir. Bunlara uyun. Hedefiniz, amacınız Allah’ın ayetlerinin gösterdiği şekilde yaşamaktır. Günümüzde ise asıl hedef ve amacımızdan saptırmak için öncelikle insanların önüne başka hedefler konulmaktadır. Bu engeller asıl meseleyi anlamamıza engel olup biz insanları Allah’tan uzaklaştırmaktadır. İnsanların amacı daha başarılı olmak, mal ve servet sahibi olmak, şan, şöhret makam, mevki sahibi olmak vs. oluyor. Oysa asıl İş uyulması gereken din İslam’dır. Allah(c.c.) bu konu hakkında şöyle buyurmaktadır; ”Benim katımda asıl kabul olunacak olan din İslam’dır.” Davet edilen insanlar neye çağrıldıklarını böylece anlamış olurlar. İşte insanlar sadece Allah’ın dinine davet edilmelidir.

2-Sizlere Allah’ın ayetlerini anlatırken tek dayanağım Allah’tır. Sadece zorluklar, engeller, musibetler karşısında değil zafer, sevinç ve başarıda da yalnız Allah’a güvenilmeli ve O’na sığınılmalıdır. Sırtımızı dayadığımız tek dayanak Allah olmalıdır. Ne babamızın soyu ve zenginliği, ne bilgimiz, amelimiz, ne arkadaşlarımız, eşimiz, çocuklarımız ne kardeşlerimiz vs. Tek dayanağımız Allah’tır.

3-Ben bu yaptığımdan bir karşılık beklemiyorum. Yaptığım davetin karşılığını verecek olan Allah’tır. Allah rızası temel hedeftir. Bunun dışında insanlardan her hangi bir şey istemek bu davayı zedeler ve değerini düşürür. Davetçi açısından bakılırsa da güveni ortadan kaldırır. Bu yüzden Hz. Nuh (as) ile başlayan ve diğer tüm peygamberler için de sürekli kullanılan “Ben sizden bir karşılık beklemiyorum. Yaptıklarımın karşılığını verecek olan Allah’tır.” Sözü genel prensip olmuştur. Örneğin yapılan güzel bir konuşmanın sonunda insanlardan para, hizmet, oy, makam, iş istemek konuşmanın amacını, niçin yapıldığını dinleyenlere açıkça belirtmiş olmaz mı?

4-Allah’ın ayetlerine olan çağrı tam bir teslimiyet şeklinde olmalıdır.  İnançta, düşüncede ve yaşamda tam bir teslimiyet olmalıdır. Bazı faydalar göz önünde tutularak İslam’dan tavizler vermek, ihmal etmek zararlar getirir. Zarar gelmesin diye Allah’ın istediği tavrı koymamak ya da başkalarının dikkatini çekmemek için İslami hassasiyetlerimizden uzakmışız gibi bir izlenim vermek insanı yoldan çıkarmaya kadar götürür. Allah muhafaza.

NUH(AS)’IN PEYGAMBERLİĞİ

Hz. Nuh’un peygamber olarak gönderilişinin amacı Kur’an’da şöyle anlatılır.

“Kendilerine can yakıcı bir azap gelmezden önce onları uyar diye Hz. Nuh’u milletine gönderdik.”

Hz. Nuh(as) peygamberlik görevine başladı ve şöyle dedi; “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin Ondan başka ilahınız yoktur. ”Burada Hz. Nuh ‘un tevhide çağrısı vardır.

“Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? “Doğrusu ben size gönderilmiş, güvenilir bir peygamberim. Allah’tan sakının ve bana itaat edin. Derken peygamberlik kurumuna itaatten bahsetmektedir.

Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin rabbine aittir. Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin.

Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Doğrusu ben, hakkınızda can yakıcı bir günün azabından korkuyorum.

(HUD /25-26 )

Derken de sonucu Allah’a havale ediyor ve uyarıcı olduğunu belirtiyor. Ben uyardım. Kabul etmezseniz can yakıcı bir günün azabının onlara ulaşacağını ve bundan korktuğunu dile getirmiştir.

HZ. NUH’UN ÇAĞRISINA TEPKİLER

Bu bir ve tek olan Allah’a olan davetine uyanlar da oldu, uymayanlar da.

Hz. Nuh’a uyanlar makam sahibi olmayan fakir insanlardı. Diğer kesimlere göre bu insanlar peygamberlerin çağrısına ilk cevap verenler olmuşlardır. Çünkü onların bu çağrıya koşmalarına engel olacak fazla bir şeyleri yoktur. Zenginlerden bu çağrıya inananlar olmamıştır diyemeyiz. Ancak çoğunluk bu fakir kesimdi.

İşte milletin inkârcı ileri gelenleri Hz. Nuh’a şöyle dediler; “Senin ancak kendimiz gibi bir insan olduğunu görüyoruz. Daha başlangıçta sana sığ görüşlü olan en aşağılarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz. Sizin bizden bir üstünlüğünüz de yoktur.(Hud/27)

Peygamberlere karşı çıkmada önde olanların toplumun ileri gelen zenginleri olduğunu görürüz. İnanmamalarının sebebi aslında Hz. Nuh’un getirdiği din ve inançla birlikte yaşamak zorunda oldukları hayat tarzıydı. Bu hayat tarzı onların toplum üzerindeki hâkimiyetlerinin kaybolması demekti. Bunun önüne geçmek için her şeyi yapmaktan çekinmediler. Önce sapıklıkla suçladılar. ”Biz senin apaçık bir sapıklıkta olduğunu görüyoruz”. Dediler. Hz. Nuh sapıklara şöyle cevap verdi; ”Ey milletim! Bende sapıklık yoktur. Ancak ben âlemlerin rabbinin peygamberiyim. Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece rahmete uğramanızı sağlamak üzere, sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz.

 Ey milletim görüşünüz nedir? Söyleyin. Eğer ben rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem bir de Allah bana kendi katından bir peygamberlik vermişte size onu görecek göz vermemişse, istemediğiniz halde onu size zorla mı kabul ettireceğiz.

Ey milletim! Buna karşılık ben sizden bir mal istemiyorum. Benim ücretim Allah’a aittir.(Hud/ 28-29)

Hz. Nuh kavminin ileri gelenleri Hz. Nuh’un davasını anlamak yerine etrafında toplanan insanlara baktılar. İnananların fakir ve zayıf oluşlarını öne sürdüler ve onları kovarsa inanırız dediler.

“Sana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır”(Şuara /111)

Hz. Nuh(as) “İnananları kovacak değilim. Fakat ben sizi cahil bir millet olarak görüyorum”. Ey milletim, onları kovarsam Allah’a karşı beni kim korur kim savunur? Düşünmez misiniz?(HUD/ 29)

Burada Hz. Nuh inananları kovarsa, onları diğerleri inansın diye uzaklaştırırsa Allah’ın O’na rahmet etmeyeceğinden bahsediyor. Allah’ın rahmeti; Allah’ın koruması ve bağışlamasıdır. Cehennemden korumasıdır. Allah rahmet eylesin duası sadece ölmüşlere edilen bir dua değildir. Allah’ın rahmetine, yaşayanlar daha muhtaçtır. Amel kapısı kapanmadan yani ölüm gelmeden Allah’ın rahmetini kazanmaya bakmalıyız.

Ve Hz. Nuh devam ediyor; “küçük gördüklerinize Allah iyilik vermeyecektir diyemem. Çünkü içlerindekini en iyi bilen Allah’tır. Aksi halde haksızlık etmiş olurum.” Dedi.(Hud /31)

HZ. NUH’A İNANMAYANLARIN HİLELERİ

Milletinden ileri gelen zenginler, Hz. Nuh’un bu sözlerinden hoşlanmadılar. İnananları savunan Hz. Nuh’u caydıramadılar.

“Ve onlar, halkı kandırmak için büyük hilelere başvurdular”( Nuh/ 22)

Bu hileler halkı Hz. Nuh ‘dan uzak tutmak ve O’nu dinlememeleri için toplumun ileri gelen zengin tabakası ve onları destekleyenlerin tuzaklarıdır. İnananlar üzerinde uygulamak üzere düşündükleri hile ve tuzaklar inanan zayıf insanları kötülemek, aşağılamak, alay etmek şeklinde gerçekleşiyordu Rivayet edildiğine göre bir adam omuzunda çocuğuyla gidiyordu. Hz. Nuh(as)’ı gördü. O kişi omuzundaki çocuğa “Şu adamdan uzak dur. Çünkü O seni sapıtır.” Dedi. Çocuk babasına “Babacığım beni yere indir.” Dedi. Babası çocuğu yere indirdi. Çocuk yerden bir taş alarak Hz. Nuh (as)’ın başına fırlattı. Hz. Nuh(as)’ın başı yarıldı. Kanlar içinde kaldı ve Rabb’ine şöyle dua etti;

”Rabbim! Kulunun bana yaptığını görüyorsun. Şayet kulunda bir hayır görüyorsan ona hidayet ver. Eğer bir hayır görmüyorsan, onun hakkında hüküm verene kadar bana sabır ver. Muhakkak Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.”

Bu zengin tabaka peygamberlere karşı çıkarken kullandıkları metot, öncelikle halkı Hz. Nuh a karşı kışkırtmak, sonra da halkı, peygamberleri terk etmeleri için tehdit etme şeklindedir, Bu da kâr etmezse, kendileri harekete geçerler. Harekete geçerek hakkı kışkırtmaya başlarlar. İnkâra sapmış önde gidenler dediler ki; ;

“Senin ancak kendimiz gibi bir insan olduğunu görüyoruz. Daha başlangıçta sana sığ görüşlü olan en aşağılarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz. Sizin bizden bir üstünlüğünüz de yoktur.(Hud 27)

” Bu sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz.

O kendisinde delilik bulunan bir insandan başkası değildir. O’nu belirli bir süre gözetleyin.”  (Mü’minun/ 24 -25)

Bu atılan iftiralara karşı Hz. Nuh(as)’ın cevabı şöyle oldu .”Ey kavmim, bende herhangi bir sapıklık ve şaşırmışlık yoktur. Ama ben âlemlerin rabbinden bir elçiyim dedi. Size rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum ve dürüstçe nasihat ediyorum. Sizi uyandırmak için içinizden bir adama Rabbinizden bir hatırlatma gelmesi tuhafınıza mı gitti.(Araf/ 61-63)”

“Size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem. Doğrusu melek olduğumu da söylemiyorum. Küçük gördüklerinize Allah iyilik vermeyecektir diyemem. Çünkü içlerindekini en iyi bilen Allah’tır. Aksi halde haksızlık etmiş olurum.” Dedi.”  (Hud /31)

Hz. Nuh kavminin ileri gelen zengin takımı aslında bu sözlerinde samimi değillerdi. Çünkü kendilerinden önceki kavimlere de peygamberler geldiğini biliyorlardı. Bile bile yalan söyleyip Hz. Hz. Nuh(as)’a inanan insanları ondan ve onun öğretilerinden uzaklaştırmak istiyorlardı. Amaçları halkın kafasını karıştırmaktı. Peygamber olsaydı melek olurdu, hazineleri olurdu. Hz. Nuh’un çağırdığı dava hak değildir. Neden? Çünkü biz, her hayırda önde olanız. Yemeğin her çeşidini biz yiyoruz. En güzel elbiseleri giyip en güzel evlerde oturuyor ve en güzel binitlere biniyoruz. Halk her işinde bize uyuyor. Eğer bu din hayırlı bir din olsaydı, fakirlerden önce ona biz sahip çıkardık diye böbürleniyorlardı. Ve böyle şeyleri biz babalarımızdan, atalarımızdan işitmedik diyerek halk ile peygamber arasına giriyorlardı.

Allah kimi peygamber seçmişse peygamber odur. Kendi sözlerini aktaracak insanları seçip görevlendirmesi O’nun elindedir. Bunu kabul etmemeleri bile onların inançlarında samimi olmadıklarını göstermektedir.

Bütün bu hileler sonucunda Hz. Nuh(as)’ı davasından vazgeçiremediler. Hareketlerini takibe başladılar. Susturamayınca şiddete başvurdular.

 ”Dediler ki; Eğer bu söylediklerine bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşlanıp kovulacaksın”(Şuara 116 )

Hz. Nuh kavmi Hz. Hz. Nuh’u bayıltıncaya kadar döverlerdi. Hatta öldü diye bırakıp giderlerdi. Hz. Nuh(as) kendine gelince ellerini göğe kaldırarak ;” Ey Rabbim, beni ve kavmimi affet. Çünkü onlar cehalet içerisinde olduklarından bir şey bilmemektedirler” diye dua ederdi .(İbni Ishak)

Gördüğü eziyete rağmen kavmini Allah’ın yoluna davete devam etti. Ne kadar geniş bir yüreğe sahip değil mi? Bizler olsak dövmek şöyle dursun söylenen çirkin bir söze karşılık dua yerine beddua ederiz. Burada Hz. Nuh’un sabrını görüyoruz. SABIR; ona yapılanlara sessiz kalıp katlanmak değildir. Doğru bildiğin yolda dik duruşunu korumaktır.

 

HZ. NUH’UN MÜCADELE YÖNTEMİ

Kavminin yaptıkları karşısında Allah’a yönelerek dedi ki”; Rabbim gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip durdum. Fakat davet edişim bir kaçıştan başkasını arttırmadı”.(Hz. Nuh 5-6)

Burada gece-gündüz derken her fırsatta insanları Allah’ çağırdığını,  davet ettim derken eylemini sözlü olarak yaptığını,  uzaklaşmalarına yol açtı derken de bir sitemin yanında inanıp inanmama tercihini insanlara bırakması söz konusu olduğunu anlıyoruz.

“Doğrusu ben onları bağışlaman için her çağırdığımda parmaklarını kulaklarına tıkadılar. Elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe direndiler(Hz. Nuh 7)

Burada bağışlaman için her çağırdığımda derken Allah’ın rahmetini, Allah’ın doğru yoluna dönerlerse bağışlayacağını hatırlatıyor.

Kulaklarını tıkadılar derken onlar seçimlerini yaptılar. Çağrıyı duymak istemediler ve seçimlerinin doğrultusunda bir tavır sergilediler.

 Elbiselerine büründüler derken de önce ki sapıklıklarını bırakmadılar. Onlara sarıldıkça sarıldılar. Değişmek istemediler. Bu konuda direnç ve sabır gösterdiler.

Direndiler, büyüklendikçe direndiler derken de halkın inanmaması için planlar yapmaları ve komplolar kurmalarından bahsetmektedir.

Ben onları bu sefer yüksek sesle davet etmeye başladım. Daha sonra gâh açıkça çağırdım, gâh iyice gizli davet ettim. Her türlü yolu denedim(Hz. Nuh 8-9)

Hz. Nuh(as) burada Allah’a karşı hiç bir mazeret bırakmıyor. Yapılacak ne varsa yaptım ancak sonuç bundan başkası olmadı.

”Rabbim! Beni yalanmalarına karşılık bana yardım et” dedi.(Mü’minun 26)

Hz. Nuh(as) tüm bu mücadelesinin sonucunu Allah’a bırakıyor ve Ondan yardım istiyor. Burada Nuh(as)’ın Allah’a olan tevekkülünü görüyoruz.

KÂFİRLERİN AZAP İSTEĞİ VE HZ. NUH’UN DUASI

Hz. Nuh’un kavmi onun karşısında yenik düştükçe azdılar kadar azdılar ki azabı kendi dilleriyle istediler. Yoksa Allah hiç bir kavme bir uyarıcı göndermedikçe onlara azap etmez.

Hz. Nuh kavmi Hz. Nuh’a; ”Ey Hz. Nuh! Bizimle tartıştın. Hem de çok tartıştın. Doğru sözlü isen tehdit ettiğin azabı başımıza getir” dediler.(Hud 32)

Hz. Nuh(as) kendisinin böyle bir yetkiye sahip olmadığını bildirdi ve onlara hatırlatmada bulundu.

 ”Dilerse onu(azabı) başınıza ancak Allah getirir. Siz O’nu aciz bırakamazsınız. Allah sizi azdırmak isterse, ben size öğüt vermek istesem de faydası olmaz. O sizin rabbinizdir. O’na döneceksiniz(Hud 34)

Hz. Nuh(as)’ın tüm bu sabırla mücadelesine karşı çok az kişi iman etti. Bu durumda kavmi için yapılacak başka bir şey kalmamıştı. Allah; “Milletinden iman etmiş olanlardan başkası iman etmeyecektir. Onlara üzülme .”diye buyurdu. Bu gerçeğin en katısıydı. Demek ki milleti inanmayacaktı Allah’ın ”İman etmeyecekler” hükmü karşısında Hz. Nuh(as) durdu, uzun yıllar yaptığı mücadeleyi hatırladı ve

“ Ben yenildim. Bana yardım et “dedi. (Kamer 10)

“Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki insanları kurtar.(Mü’minun 26)

Hz. Nuh Allah’ın hakemliğine sığınıyor ve duasına şöyle devam ediyor.

“Sen de o zalimlere sapıklıktan başkasını arttırma.

“ Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma. Çünkü sen onları bırakacak olursan, senin kullarını şaşırtıp saptırırlar. Ve onlar kötülükte sınırları aşan kâfirlerden başkasını doğurmazlar.

Rabbim, beni, annemi, babamı, mü’min olarak evime gireni, iman eden erkek ve kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını artırma.(Hz. Nuh 24-28)

Hz. Nuh(as) elinden gelen ne varsa tüm zorluklara rağmen yerine getirdi, getirmeye devam etti. Ta ki Allah’ın “Artık inanmayacaklar” demesine kadar. Bu aşamalardan sonra onlara böyle bir duada bulunuyor.

Allah Hz. Nuh’un bu dualarına yakarışlarına karşılık vererek bu azgın toplumu helak ediyor. Hz. Nuh’un “Bundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan müminleri kurtar.”(Şuara 118) diye duasına karşılık ona ne yapması gerektiğini söyleyerek yol gösteriyor.

 

VE KARADA GEMİ YAPMAK

“Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Zulmedenler hakkında bana hitapta bulunma. Çünkü onlar, suda boğulacaklardır”.(Hud/36-37)

Gemi neydi? Nasıl bir şeydi? Bilinmiyordu. Nasıl yapılacaktı? Allah‘ın emri üzerine, O’nun gözetimi altında yapılacaktı. Bu iş Allah’ın öğretmesiyle olabilirdi. Yani ilk gemi vahyin eseriydi. Niçin yapılacaktı? Gemi inananların kurtuluşuna vasıta olması için yapılacaktı.

Hz. Nuh bedduayı bıraktı ve gemi için gerekli malzemeleri toplamaya başladı.(Buhari-Enbiya) rivayetlere göre geminin 2 senede, bazı rivayetlere göre de 40 senede tamamlandığı, buharla çalıştığı söylenir. Yaptığı geminin şekli ve uzunluğu ile ilgili farklı rivayetler bulunmaktadır. Uzunluğu 270 metre, genişliği 45metre, yüksekliği 27 metre, su seviyesinden yüksekliği 5,5 metre ve 3 katlı idi. Gemi tahtadan, çivi ile çakılarak yapıldığı ayetle sabittir.

“Hz. Nuh’u çivilerle ve perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.

(Kamer/ 13)

Gemiyi yaparken kavminin inkâr eden ileri gelenleri yanına uğradıkça onunla alay ederlerdi. Onların bu alaylarına sabretti. Fakat güzel sözlerin alay konusu haline getirildiği durumlarda da susması mümkün değildi. O da;

“Bizimle alay ediyorsunuz ama alay ettiğiniz gibi bizde sizinle alay edeceğiz. Rezil edecek olan azabın kime geleceğini ve kime sürekli azabın ineceğini göreceksiniz.(Hud /36-39)

Günümüzde de peygamberlere ve Müslümanlara karşı yapılan iftira,  alay ve aşağılanmalara nasıl tepki vereceğimizi Hz. Nuh(as)’den öğreniyoruz. Müslüman,  kâfirleri önce hikmet ve güzel öğütlerle davetine çağırmaya devam edecektir. Ancak tüm bu uyarılara aldırmayan, üstelik İslam’la ve değerleri ile alay ederek İslam’ı halkın gözünde küçük düşürmeye çalışanları, Hz. Nuh’un yaptığı gibi hicvetmelidir. Böylece o insanları komik duruma düşürerek onların sözlerine değer vermemeleri sağlanmalıdır.(Kuran ve Eylem, Fadlallah)

Kavmi sadece alay etmekle kalmadı, Gemiye zarar da veriyorlardı. Yakma girişimleri de sonuçsuz kaldı. İnsanın aklına hemen şu soru geliyor. İnanmadıkları halde, alaya aldıkları halde, neden gemiye zarar veriyorlardı? Çünkü geminin varlığına bile tahammülleri yoktu ve inananların tüm çıkış yollarını kapatmak istiyorlardı. İnanan müminlerin umutlarını söndürmek adına bunu yapıyorlardı.

Pe ki inanan müminler ne yapmış olabilir? Belki de bazıları üzerinde bu etkili olmuştu. Karada gemi yapmak ne kadar doğruydu? Bu gemi denilen şey karada nasıl yüzebilirdi? Bu ilk etapta akla gelen sorulardır. İşte burada Allah’ın müminleri de imtihana soktuğunu görüyoruz. Bu imtihanı kazanan da olmuştur kaybeden de. İnananlar biliyorlardı ki karada yaptığı gemi marangozluğunun değil Allah’a olan güvenin eseriydi.

Hz. Nuh’un kavminden inanmayanlar karada gemi yapıyorsun da nerede yüzdüreceksin dediler ve “Bu adam deliden başka bir şey değildir” diyerek alay ettiler.

Gelin birlikte tefekkür edelim. Hz. Nuh’un yaşadığı ortamda yaşasaydık; hiç su ve deniz olmayan bir yerde yani karada gemi yapan birini görseydik bu kişi hakkında ne düşünürdük? Hz. Nuh kavminin yaptığı gibi alay eder, belki de “bu adam delirmiş” derdik. Hz. Nuh’un kavmi gemi denilen şeyin ne işe yaradığını öğrenmişlerdi. Ancak bu şeyin karada nasıl yüzeceğini akılcı düşündüklerinden dolayı kavrayamıyorlardı. Akıl, bir yere kadar işler ve orada durur. Bu noktada karşında iki tercih hakkın vardır. Ya kabul edeceksin, inananlardan olacaksın ya da reddedip kâfirlerden olacaksın.

Günümüzde de insanlar inananlara “Bu yaşta namaz mı kılınır? Bu yaşta baş mı örtülür. Yaşlı nineler gibi oluyorsun, bu başına taktığın da ne sen geri kafalı mısın? Daha yaşın genç, gençliğini yaşa. Yaşlanınca bunları yaparsın ”diyerek alay etmiyorlar mı? Aynı Hz. Nuh’un kavminin halkla peygamber arasına girdiği gibi günümüzdeki insanlar da bu sözleri ile Allah’la bizlerin arasına girmektedirler. Buna fırsat vermeyelim. Aslında gören bir gözle bakabilirsek Hz. Nuh’un zamanında yaşananlar ile günümüzde yaşananların çok ta farklı olmadığını anlayabiliriz.

VE TUFAN BAŞLIYOR

Gemi hazırdı .”Bunun üzerine biz de gök kapılarını boşanan sularla açtık. Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. Her iki su belirtilen bir olaya göre birleşti.” (Hud 40)

Tufan başlamıştı Allah Hz. Nuh’a tekrar vahyetti.” Her cinsten birer çift ve aleyhime hüküm verilmiş olanın dışında kalan ailen ile iman edenleri ona yükle”.

Ama onunla beraber pek az kimse iman etmişti. Hz. Nuh emre uydu ve dedi ki;

“ Ona binin. Onun yüzmesi de demir atması da Allah’ın ismiyledir. Şüphesiz benim Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir.” (Hud 38-41)

Gemiye bindiler. Allah;” Ey Hz. Nuh, Sen ve beraberindekiler gemiye yerleşince; Bizi zalim milletten kurtaran Allah’a hamdolsun. Rabbim! Beni bereketli bir yere indir, sen indirenlerin en hayırlısısın” de.

Bu duayı ettiler. Gemi Allah’ın muhafazasında akıp gitti. ”Gemi dağlar gibi dalgalar içinde, içindekileri götürüyordu. Gemiye binenler Allah’a inandılar ve güvendiler. Kendilerini Allah’ın şefkatli kollarına bıraktılar.

AİLEDEN OLMAYAN OĞUL

Hz. Nuh’un 3 oğlu Ham, Sam, Yafes gemiye binmiş, Yam(Kenan) ona iman etmediği için gemiye binmemiştir

.” Hz. Nuh, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürürken, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi;

-Ey oğlum, bizimle birlikte gemiye bin ve kâfirlerle birlikte olma.

Oğlu dedi ki;

-Ben dağa sığınacağım, o beni sudan korur.

 Hz. Nuh; ”Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, O’nun azabından korunacak başka bir koruyucu yoktur.

 Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.

Hz. Nuh rabbine seslendi; Ey rabbim, benim oğlum, şüphesiz o benim ailemdendir. Ve senin vadin de doğrusu haktır. Sen hâkimlerin hâkimisin.

Allah’ta şöyle buyurdu; Ey Hz. Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş yapmıştır. Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.

Hz. Nuh dedi ki; Rabbim bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum.(Hud 42-47)

Yukarıda ki ayetlerde anlatılmaya çalışılan, Hz. Nuh(as)’in daha önce Allah’ın onu ve ailesini kurtaracağı vadini kâfir-mümin bütün ailesini içine alacak şekilde anlamıştı. Onun için de oğlunun boğulacağını anladığında Allah’ın oğlunu kurtarması için dua etmişti. Allah oğlunun kurtarılmayacağının sebebini salih olmayan kötü bir iş yapmasına bağlıyor.

Oğlunun yaptığı kötü iş neydi?

Bir peygamber oğlu olarak babasının ve İslam’ın ilk sahipleneni olması gerekirken, babasına katılmamış ve iman etmemişti.

Onun bu isyanı aradaki bütün bağları ortadan kaldırmış, ayrı bir ailenin insanı olmuştu. . İşte Allah katında kabul olan, inanç üzere olan birlikteliktir. Rabbimiz bunu Kur’an da şöyle bildirmektedir. ”Ancak İnananlar kardeştir.”(Hucurat/10)

Hz. Nuh’un oğlu kurtulanlardan olmadı. Oysa kurtulanlar, iman edip gemiye binenler ve hayvanlardı. Hayvanlar bile Allah’ın vahyine uyup gemiye binerken insanların uymaması ne acı. İşte inanmayanlar hayvanlardan bile aşağı bir konuma düşüyorlar.

Aslında gemi bir semboldür. İnancınla kurtuluşa ermenin, İnanarak gemiye binip kurtulanların sembolüdür.

Bizim de gemilerimiz var mı? Binip te kurtulacağımız gemiler! Gemilerimiz neler olabilir ve onlara neler yüklemeliyiz ve neler taşıyabiliriz?

Bu dünyada bizlere verilen yaşam süresi bizim denizimiz, gemi ise bizleriz.  Hepimiz rabbimize doğru gidiyoruz. Acaba gemimize neler bindirdik, neleri taşıyoruz? Hz. Nuh’un gemisine binenler imanlarını, Allah’a olan teslimiyetlerini koydular ve kurtuldular. Kurtulduklarına şükrettiler, hamdettiler. Bizler de diyebilecek miyiz ki Allah’ım senin rızan için, sen istediğin için emirlerini yerine getireceğim, gemime bindireceğim. Bindirdiklerimle senin çizdiğin yolu izleyip kurtulacağım. Allah bizleri de Hz. Nuh’un gemisine binenlerden eylesin. Şunu da unutmayalım;

Bir tufanda Kenan olmayı tercih etmişseniz, babanızın Nuh(as)olması hiçbir yarar sağlamaz.

Tufanın ne kadar sürdüğü bilinmiyor. Altı ay sürdüğüne dair rivayetler olsa da Allah’ın takdir ettiği sürece devam etti. Müminler kurtuldu, kâfirler ise boğuldular.” Biz de O’nu ve gemide onunla birlikte bulunanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanları tufanda boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdiler.(Araf 64)

Hz. Nuh’a sadece oğlu Kenan değil karısı Vaile de inanmamıştı. Gemisine de binmedi. Eşinin sırlarını düşmanlarına söyleyecek kadar küfürde ileri gitti. (Taberî-Tefsir 28/169, Ebülfida-Tefsir, 2/445; İbn. Habib-Kitabulmuhabber s.383.)

Nuh (as)karısı Vaile, muhterem eşine inanmadığı gibi, halka, Nuh (as)’nin mecnun olduğunu söylerdi.( Taberî-Tefsir, 2/169.) Kavmi gibi küfür üzerinde direnerek onlarla birlikte suda boğulup gitmiştir. (Tahrim, 66/10; Ebülfida-Tefsir, 2/445.)

Hz. Nuh (as)’ı en yakından tanıması gereken bu kişiler, maalesef O’nu tanıyamadılar. O’nun kıymetini bilemediler. Nitekim birçok peygamber, âlim ve Salihlerin en yakınları onları anlayamadı. Nice âlimlerden, velilerden, Salihlerden çoğu kez yaşadığı devrin, yaşadığı çevrenin insanları onlardan faydalanamadılar O büyük insanların kıymeti ölümlerinden sonra, sonraki nesiller tarafından anlaşıldı. Onların eserlerinden faydalandılar.

Onun için yakınımızda ve içimizde bulunan âlim, arif ve Salihleri tanımaya çalışalım ve onlardan ve onların öğrettiklerinden istifade edelim. Onları kaybetmeden değerlerini bilelim.

 

TUFANIN YÜKLEDİKLERİ

Nuh (as) ve beraberinde ona inananlar kurtuluş gemisine bindiler. Nuh(as)’nin gemiden oğlunun boğulmasına şahit olduğu gibi diğerleri de tufanda boğulanlara şahit olmuşlardır. Kimlerdi boğulanlar?

Kiminin annesi, babası, kardeşi, abisi, amcası, teyzesi, halası, kızı, torunu, komşusu yani sevdikleriydi.

Bir tarafta kurtulmanın sevinci… Diğer tarafta sevdiklerinin helak olmasının acısı yaşamak… Buna sabretmek. Öyle bir acı ki duydukları üzüntü sebebiyle kendilerini mahvedeceklerdi. Eğer Allah onları uyarmasaydı.

 Allah’ta şöyle buyurdu; Ey Hz. Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş yapmıştır. Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.

Allah’a olan itaat ve imanları onları kendilerine getirdi ve Hz. Nuh dedi ki;

Rabbim bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum.(Hud 42-47)

Gemiye binenlerin birçok şeyi kuşanması gerekiyordu İman, sabır, metanet, itaat, sorumluluk ve güven.

Geminin ne bir rotası ne de bir dümeni vardı. Nereye gidiyorlardı? Geminin kaptanı kimdi? Geminin kaptanı Allah, rotayı bilip çizen Allah, gittikleri yer kurtuluştu.  Allah’a olan güvenleri o kadar güçlü idi ki kendilerini dalgalar içinde Allah’ın çizdiği rotaya bıraktılar .Allah’a o kadar sadıklardı ki gemi onlar için bir selametti.

Kurtulanlar gemide kaldıkları süreyi oturup bekleyerek mi geçirdiler?  Elbette hayır. Yeme, içme, temizlik, bakım, ibadet yani sorumluluk ve hayat devam ediyordu. Kâfirler ortadan kalktı diye sorumlulukları da ortadan kalkmış değildi. Asıl sorumluluk şimdi başlıyordu. Gelecek olan nesilere anlatacak, anlatılacak çok şey vardı. Şahit oldukları tufan ve yüklenmeleri gereken sorumluluk yeni nesli bekliyordu.

Recep ayının ilk günlerinde başlayan tufan, Muharremin 10. Gününde son bulduğunu dair rivayetler vardır. Yani 90 gün sürmüştür. Burada gemiye binen müminler sabırları ile yeni nesillere örnek olmalıdırlar. Gemi Cudi dağına oturunca Hz. Nuh şükür için oruç tutulmasını emretmiştir(Taberi). Bu gün aşure günü olarak günümüze kadar gelmiştir. Peygamber efendimiz aşure günü değil ondan bir gün önce ve sonraki gün ile birlikte oruç tutmamızı tavsiye etmiştir.

TUFANDAN SONRA

 “Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu” denildi.

Su çekildi iş bitirildi. Gemide Cudi’ye oturdu ve “Zalimler topluluğu Allah’ın rahmetinden uzak olsun denildi.”(Hud 44) 

Allah, Hz. Nuh kavminden hiç kimseye acımadı. Bunun hakkında şöyle bir rivayet vardır; Hz. Aişe, Rasulullah(s.a.a)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etti:

“ Eğer Allah, Hz. Nuh’un kavminden birine acısaydı, çocuğunu kurtarmaya çalışan anneye acırdı. Hz. Nuh kavmi arasında 950 yıl yaşadı. Bu müddet içinde onları hep imana davet etti. Nihayet son zamanlarda ağaç dikti. Ağaç büyüyünce onu kesti. Ondan tahtalar biçip gemi yapmaya başladı.

Kavmi yanından geçerken:

-“ Böyle ne yapıyorsun?” diye sorduklarında, O:

-“Gemi yapıyorum.” Diyordu. Onlar da:

“Karada yaptığın gemi nasıl yüzecek?” diye onunla alay ediyorlardı. Bunun üzerine O, ilerde görüp anlayacaksınız.” Dedi.

Gemi yapımı bitip, yağmurlar gökten boşanıp her taraf su altında kalınca, bir anne çok sevdiği çocuğuna bir şey olacağından korktu. Dağlara tırmanmaya başladı. Dağın üçte birine varınca su gelip ona ulaştı. Bu defa dağın üçte ikisine tırmandı. Su oraya da ulaştı. Derken dağın tepesine çıkıp durdu. Su gelip oraya da ulaşınca, bu defa çocuğu elleri ile yukarıya kaldırdı. Nihayet su, anneyi çocuğu ile beraber alıp götürdü.

İşte Allah, Hz. Nuh’un kavminden bir kimseye merhamet etseydi, o çocuğun annesine merhamet ederdi.”(Tefsir-i Kurtibi’de, Mucemü’lEvsat’tan)

Kur’an açıkça Hz. Nuh (as)’un gemisinin tufandan sonra Cudi dağı üzerinde durduğunu belirtir. Batılı araştırmacılar ise ısrarla geminin Ararat(Ağrı) dağı üzerinde durduğunu iddia eder. Bu iddia KUR’AN tarafından reddedilmektedir. Tefsir kaynakları Cudi dağının Musul’a yakın bir yerde olduğunu söyler ki bu dağ Mardin –Cizre bölgesi sınırları içinde bulunmaktadır. Şimdi Cizre’nin bağlı olduğu Şırnak da “Şehr-i Hz. Nuh” demek olan kadim(eski) bir isimdir. Cudi’nin eteğinde bulunan ”Heştan” köyü 80’ler demek olup Hz. Nuh gemisinde olan 80 kişiye atıftır.(Kur’an’ı Kerim Meali, Ali Bulaç)

Hz. Nuh’un gemisindeki Müminlerin dışında kalan bütün kâfirler ve Hz. Nuh’un karısı ve oğlu Kenan toptan, tufanda boğulup helak oldular.

Sular çekilip zalim topluluk yok olunca gemiden iniş emri geldi. ”Ey Hz. Nuh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle gemiden in.(Hud 48)

İndiler… Cudi dağının yakınında bir köy inşa ettiler ve adını Suk-u Semanin koyup burayı yurt edindiler. Tufandan sonra ilk yerleşim yeri burası oldu. Yeryüzü kâfirlerden temizlenmişti. Gemi Hz. Nuh ve milleti için ve sonradan geleceklere bir ibretti. Ayette şöyle buyurulmaktadır. ”Ant olsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan.(Kamer 15).

Kâfir topluluk yok oldu. Kurtulan inananlar yeni nesillere yeni modeller oldular. Zaman ilerledikçe bu modellikten çıktılar. İşte Allah’ın doğru yolundan ayrılmamamız için bu kıssalar bizim için bir yol göstericidir.

“ALLAH’IN DİLEDİĞİ TEMİZ TOPLUM MODELİ OLUŞTURULDU.”

 

SONUNDA NELER ÖĞRENDİK

HZ.NUH (AS)’DAN ALDIĞIMIZ ÇIKARIMLAR

  • Allah’ın şirki affetmeyeceğini öğrendik
  • Bir toplumda kötü özelliklerin neler olduğunu öğrendik.
  • Bu davada mücadele ederken nelere dikkat etmemiz gerektiğini öğrendik.
  • Bu davanın ana esaslarını öğrendik.
  • Nuh’un(as) bir gemisi vardı, bizim de bir gemimiz olduğunu öğrendik.
  • Gemilerimize kurtuluşumuz için gerekli olan iman ve itaati bindirmemiz gerektiğini öğrendik.
  • Rabbimize bizlere kurtuluş yolunu gösterdiği için şükretmemiz gerektiğini öğrendik.
  • Sadece inananların ailemizden olduğunu öğrendik.
  • İnanmayanların alaylarına karşı sabırlı olmayı ve nasıl tepki vereceğimizi öğrendik.
  • Sabrın her şeye katlanmak olmadığını öğrendik.
  • İnanmayanların günah denizinde boğulacağını öğrendik.
  • Kurtulanların kendilerini Allah’ın rotasına bırakmakla Allah’a olan güvenlerinin ne kadar sağlam olduğunu ve bizlerin de Allah’a bu şekilde güvenmemiz gerektiğini öğrendik.
  • Nuh(as )‘ın sabrından sabrı öğrendik.
  • İnanmanın imtihan getireceğini öğrendik.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>