HZ. FATIMA (sa)’ NIN İSLAM DİNİ VE VELAYET İNANCI İÇİN YAPTIĞI FEDAKÂRLIKLAR.

Resim---Kopya

HZ. FATIMA (S.A)’ NIN İSLAM DİNİ VE VELAYET İNANCI İÇİN YAPTIĞI FEDAKÂRLIKLAR

Fedakarlık kelimesinin sözlük anlamına baktığımız da; Arapça; feda (bir amaç uğruna bir değer yada varlıktan vazgeçme, uğruna verme), Farsça da kâr ( yarar, fayda, kazanç) kelimelerinin birleşmesi ile oluşmuş bir kelime olduğunu görüyoruz.

Türkçede fedakarlık; Özveri anlamında yani; bir amaç uğruna veya gerçekleşmesi istenen herhangi bir şey için kendi çıkarlarından, rahatından vazgeçme anlamındadır.

 Bizler günlük yaşantımız da birçok fedakarlıklar yapmışızdır, yapıyoruzdur, bu fedakarlıkların çeşitleri oldukça fazladır. Aklımıza ilk olarak anne babanın çocuğu için yaptığı fedakarlıklar gelir. Ya da yaşam standartlarını yükseltmek için yapılan maddi manevi fedakarlıklar vardır. Bu liste uzar gider, amaç çoğu zaman bir çıkar elde etmektir ki bu çıkar insanın niyetine bağlıdır.

Konumuz Hz Fatıma(sa) olduğuna göre onun yaptığı fedakârlıklara bakalım, öyle sıradan yazı yazmayla anlatılacak gibi değil. Buna kelimeler yetmez, maksat o okyanustan bir damla alabilmek kurumuş dudaklarımızı ıslatmak.

O hazretin fedakarlıkları dünya hayatının çıkarı, rahatlığı değil, aslında Fatıma (sa)’nın inancı için yaptığı fedakarlıklar ne dünya nede ahiret rahatlığını düşündüğünden değildi. O vahiy evinin nurunda ışığında yetişmiş bir şahsiyetti. Tüm yaptıklarının tek hedefi Allah inancı, rızası, zamanının velisi hücceti olan imamının hoşnutluğu onun vücudunun selametliği ve yine onun yardımcısı olmaktı.

NİSA suresi 59 ayet: “Ey iman edenler! Allaha itaat edin, peygambere itaat edin ve sizden olan ulul emre itaat edin. “

Diye buyuruyor yüce Rabb’imiz. Burada da ki “Emir sahipleri” Ehl-i Beyt’tir. ve onlara itaat ,Allaha ve peygambere itaat ile aynı tutulmuş. Bu da gösteriyor ki herhangi sıradan biri( masum olmayan zalim kişi )bu makama sahip olamaz

MUHAMMED suresi 7 ayet: “Ey iman edenler eğer siz Allah’a yardım ederseniz ( emrini tutar dini uygularsanız) O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar, sağlam bastırır.”

 Vahiy nuru ile aydınlanan bir evde doğmuş yetişmiş, seçilmiş bir şahsiyet olan Hz Fatıma(sa) elbette ki bu ayetlere olan inanç bağlılığı ile yapması gerekenleri çok iyi biliyordu.

Hz. Fatıma’nın bu inancı ve itaati, bağlılığı Allah’ı, peygamberi ve zamanının imamını çok iyi tanımasından da kaynaklanıyordu. İnsan tanıdığı, inandığı, bağlı olduğu şeyler uğruna mücadele eder, fedakarlık yapar, onu şüphelerden, iftiralardan, saldırılardan korur. Bu da Allah’ın Muhammed suresi 7 ayette istediği yardımdır.

Bizler aynı zamanda dua ediyoruz: “Allah’ım bana kendini tanıt, bana kendini tanıtmazsan peygamberimi tanıyamam, Allah’ım bana peygamberini tanıt, peygamberini tanıtmazsan hüccetimi tanıyamam, Allah’ım bana hüccetimi tanıt, hüccetimi tanıtmazsan dinimden saparım.”

Bu duada Allah’tan üç ayrı marifet (tanıma) istiyoruz. Tanıma ile Allah’a, peygambere, zamanının hüccetine itaat en güzel şeklini alır ve o itaat edilene de yardım etmek için her türlü fedakarlık yapılır.

 Hz. Fatime (sa) Allah’ı, peygamberi ve zamanın imamını tanıma marifette en üst seviyedeydi.

Hz Fatıma o kısacık ömründe itaatte kusur etmediği babası, peygamberi olan Hz Resulullah (SAA); zamanının ilk imamı idi.

Allah’u Teala’nın Kuran-ı Kerim’de buyurduğu dört makamı peygamberlik, risalet, imamet ve hilafet makamlarının dördü de Hz Resulullah (SAA) e verilmişti. Dolayısı ile Hz Fatıma’nın zamanın ilk imamı Hz Resulullah (SAA)’dir.

Hz Fatıma için öncelik bu makamlardı, onun için baba sıfatı en son sırada idi.

Gelelim Hz Fatıma (SA)’nın zamanının ilk imamı için yaptığı yardımlara fedakarlıklara ve onunla birlikte katlandığı zorluklara, musibetlere.! Bunlardan bahsederken o zamanın şartlarını da düşünelim, insanların hastalıklı kalbini, cahilliğini, nankörlüklerini, acımasızlıklarını…

Hz Resulullah (SAA) İslam dinini tebliğ derken, insanları Allah’ın dinine çağırırken, gösterdiği o üstün çabalar ve gayretlerde Hz Fatıma peygamber imamına her konuda destek olmuştur. Bu destek çok küçük yaşlarından itibarendi, annesi Hz Hatice(sa)nın desteğini, anne şefkatini devam ettiriyordu. Hz Peygamber (SAA) bundan dolayı kızına “Ümmü Ebiha” “Babasının Annesi” diye hitap ederdi.

Hz Fatıma peygamberi zamanında çok musibetlerle karşılaştı. Çok küçük yaşlarda iken annesini kaybetti, hicret etmek zorunda kaldılar, deve üzerinde kızgın güneş altında günlerce yolculuk, bu yolculukta yaşanan saldırılar ,hastalıklar, üç yıl boyunca bir vadide ambargo altında her tür imkanlardan yoksun yaşadı. Çıkan savaşlarda her an peygamber imamına gelebilecek zarar suikast endişesini yaşadı. Peygamberinin çıktığı seferlerde yolunu gözlemesi o döndüğünde elbiselerini yıkaması kılıcını temizlemesi, Hz Fatıma(sa) bunları yaşarken asla sızlanmadı, asla neden diye sormazdı. Hz Fatıma(sa) ilme sahipti. Dini için, velayet inancı için her şeye hazırdı.

Evet günümüzde de çok musibetler var. İslam ülkeleri kan ağlıyor, insanın insana yaptığı zulüm bitmiş değil, bu musibetlere düçar olan insanlar buna nasıl sabrediyor ve ne için sabrediyor bunun bilincindeler mi?

Peygamberimize yapılan ve içimizi sızlatan saldırıdan biride, ibadet halinde iken üstüne hayvan işkembesi atılması, Hz Fatıma’yı bir düşünelim!!hali nasıldı? Bizler o anı görmedik, yaşamadık. Sadece duyduğumuzda bile içimiz acıyor. Hz Fatıma (sa) olayı duyduğu an babasının yanına koştu, ağlayarak üstündeki pislikleri temizledi, babasının kederine ortak oldu.

Belki de Hz Fatıma’nın üzüntüsünün en başında, ümmetin hali geliyordu, onları, o cahilleri insan olmanın erdemlerine ulaşmaları için karanlıktan aydınlığa çıkarmaya çalışan, üstü pasla kaplanmış, tozla kaplanmış fıtratlarını, akıllarının üstünü açıp Allah’a çağıran peygamber imamına  bunları reva görmeleriydi.

Hz Fatıma’nın peygamberine zamanın imamına Allah’ın Nisa suresi 59 ayetinde emrettiği itaat, Muhammed suresi 7. ayetinde buyurduğu yardım sadece bunlarla sınırlı değildi.

İmamının vücudunun selametliği yani canını korumanın yanında üzerine atılan iftiralardan küçük düşürmelerden, suçlamalardan peygamberini müdafaa etti Onu iftiralardan uzak tuttu ne ile? İlmi ile, o ilahi ilimle insanları aydınlatıp şüphelerini gidermeye çalışıyordu. Mesela Peygamberimize büyücü dediler, mecnun, deli dediler. Hz Fatma bu tür manevi zorluklarla da ilmi ile yardımcı oldu imam peygamberine.

Hz Fatıma zamanının ilk imamı, peygamberi, babası Hz Resulullah (SAA)’nın şehadetinden sonra, kalan 3 aylık ömrünü zamanının 2. Imamı Hz. Ali (as)’ye adadı. Canından çok sevdiği eşine adadı. Burada da yine eş sıfatı, akrabalık sıfatı Hz Fatıma için son sıradaydı . Onun için İmam sıfatı öncelikti.

Hz Fatıma zamanının imamı Hz Ali (as)’a, babası Resulullah (SAA)’tan sonra kayıtsız şartsız itaat etti, ona yardımı ve bağlığı Resulullah SAA’a olan yardım ve bağlılıktan farksızdı.

Hz Fatıma(sa), Hz Ali’nin Hilafet makamı gasp edilince çok mücadele etti, imamına yardımcı olmak için canını ortaya koydu. Hz Ali (as)elleri bağlı Mescidi Nebevi’ye, peygamberinin mescidine götürülüp zorla biat alınmak istendiğinde Hz Fatıma (sa) ceddinin mescidine gelip hayasını elden bırakmayarak yaptığı konuşmasında “İmamım’ı Serbest bırakın!” diye devam eden o müthiş konuşmasında dikkat etmemiz gereken noktalar çoktur.

Bu mücadelede zamanın zalimine sessiz kalmayıp, karşı duruşu, bu karşı duruşta söylediği “imamım” sözü en önemli noktalardan biridir. Burada eşim amcam oğlu ya da herhangi bir akrabalık sözü değil, tek bir hedef var, zamanının imamının velayet makamını savunmak, velayet sınırlarına bekçilik yapmaktı.

Bu olaydan sonra Hz Fatıma (sa)’ ya, peygamber kızına selam bile vermedi Medine halkı ve selamını da almadılar. Ne için? Zamanın zalimine karşı durduğu için, biat etmediği için. Böyle bir ortamda ,bu zorluğa, sıkıntıya rağmen Allah’ın velisi, Resûlullah (SAA)’ın vasisi, halifesi olan Hz Ali Aleyhisselam’a yardımcı olmak için her şeyini ortaya koyuyordu.

Tokat yemesi, kapısının yakılması, kapı arkasında bırakılarak kaburgalarının kırılması, 6 aylık çocuk düşürmesi, kırbaçlanması. Bunların hepsi imamına olan sadakatli, ihlaslı bağlılığının nişanesidir.

Kapı arkasında kaldığında soranlar var. Hayber Kalesi’nin kapısını yerinden söken Hazreti Ali buna neden izin verdi. Neden? Kendisi değil de, Hazreti Fatıma (sa)’nın geçmesine izin verdi kapı arkasına.

Bunun sebebi Hikmet üzeredir öncelikle bunu söyleyelim. Hz. Ali orada elbette yapması gerekenleri yaptı, ama son olarak Allah’tan Emir bekledi, o emir Hazreti Resulullah tarafından ona zamanında söylenmişti ki, “o da sabret ya Ali!” idi. Zalimin zalimliği nasıl ortaya çıkacaktı? Zalimin zalimliğinin kalplerinde ki kin ve pisliğin ortaya çıkardığı andı o an.

 Evet Hazreti Fatıma(sa) geçti kapının arkasına, imamına itaatin yanında, onun vücudunun selametliği için elinden geleni yaptı. Onun canını korumayı vazife biliyordu. Çünkü Hz Fatıma(sa) imamın insan hayatındaki önemini çok iyi biliyordu. İnsanın her işinde imamına ihtiyaç duyacağını, imamına sormadan bir iş yapılamayacağını biliyordu. İmamından yoksun yaşamak, ona danışmadan bir şey yapmak, tıpkı cahiliye dönemindeki o insanların yaptığı işler gibi anlamsız ve batıl olacaktı.

 Allah nazarında bizler yaşantımızın hangi noktasında imamımıza ihtiyaç duyuyoruz? Hangi işimiz de imamımızı anıyoruz? Aslında zamanımızın imamına İnancın, yediğimiz yemekten aldığımız nefesten daha önemli olduğunu Hz Fatıma(sa) yaptığı fedakarlıklarla bize anlatmak istedi.

 Hz Fatıma’nın şehadetinin üzerinden 14 asırdan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen hakkında onca eserler, kitaplar, şiirler, makaleler, konuşmalar, meclisler, mersiyeler olmasına rağmen, Müslümanlarca hatta biz Ehl-i Beyt dostları tarafından bile yeterince tanınmadı, tanıyamadık belki de, tanımaya çalışmadık. Hz Fatıma (sa)sadece bizlerin değil, tüm Müslümanların Allah inancı Tevhidi , peygamberlik inancı Nübüvveti ve velayet inancını anlaması için tüm davranışlarıyla sözleriyle o kısacık ömrünü feda etti. Zorluklara, musibetlere, zulümlere katlanarak fedakârlıklar yaptı. O yaptıklarının tümüyle bizim de zamanımızın İmam’ına itaatkar olmamızı onun yardımcısı olmamızı istedi ve bu konuda da öncelikle örnek olmuştur.

 Hz Fatma’da da Allah tarafından verilen masumiyet, ilim, kudret özellikler vardı, evet bundan dolayı çok kolay denilebilir ki o masum, ona Allah tarafından ilim verilmiş, Ona biz itaati konusunda ulaşamayız, onun gibi olamayız. Evet masum olmayandan da itaat, yardım ve fedakarlığa, bağlılığa, rivayetlerle bize ulaşan tarihte çok fazla örnekler var.

Bağlılık, itaat öncelikle kalpte, sonra amelde olmalı. Dilde olan itaat ,itaatin en alt seviyesidir.

 İmam Caferi Sadık Aleyhi selam zamanında yaşanmış bir olayı, Harun’u Mekke’yi örnek verebiliriz. Olayı anlatan şahıs: Bir gün İmam Sadık Aleyhi selam huzurunda idim, bir şahıs geldi Selam verip oturdu ve şöyle dedi Ey Resulullah’ın torunu İmamet, Hilafet makamı sizin hakkınız. Çünkü rahmet ve şefkat ailesisiniz, neden hakkı almak için harekete geçmiyorsunuz? Oysa sizin takipçilerinizden yüz bin kişi sizin kenarında savaşmaya hazır. Bu şahıs Horasan da olan karışıklıktan dolayı hazretten yardım istemeye gelmişti.

İmam Caferi Sadık Aleyhi selam onun bu sözlerine karşılık; Ey Horasani “otur da hakikat sana aşikar olsun” diye buyurdu. İmam sonra cariyesine tandır yakmasını buyurdu ve cariye tandırı yaktıktan sonra tandır hemen alevlenmeye başladı ,öyle ki tandırın üstü alevden aydınlandı.

İmam; “ey Horasani kalk bu tandırın içine gir ve otur” diye buyurdu. Horasani alevi görünce mazeret üretmeye başladı, “İmamım beni bundan muaf tut, beni affet” dedi. İmam Caferi Sadık “rahatsız olma seni bağışladım” diye buyurdu. Bu sırada Harun Mekki ayakkabısını elinde almış bir şekilde mescitten içeri girdi, Hazrete selam verdi, İmam da selamı aldıktan sonra şöyle buyurdu; “ayakkabılarını al şu tandıra gir ve otur”.  Harun Mekki hemen hiç tereddütsüz tandırın içine girdi. İmam geri dönüp Horasani ile sohbetine devam etti. Bir süre sonra Horasani’den tandırın durumunun nasıl olduğunu kontrol etmesini istedi. Horasani der ki; Tandırın başına geldiğimde “Harun’u Mekki’nin ateşler arasında diz üstü oturmuş olduğunu gördüm, beni görür görmez dışarı çıktı” ve selam verdi. İmam Horasan “niye” sordu; “Horasan’da yani bugünkü Meşhet şehrinde bunun gibi kaç kişi bulunur?” Horasani cevaben; “Allah’a ant olsun ki tek bir kişi bile bulunmaz”. Buna karşılık İmam Caferi Sadık Aleyhi selam buyurdu; “Evet Allah’a ant olsun ki bir kişi bile bulunmaz, eğer Harun’u Mekki gibi beş kişi bulunsaydı, Biz harekete geçerdik.”

 İhlaslı olmak çok zor ama imkansız değil. Harun Mekki’nin bizden farkı neydi acaba? Bunu düşünmemiz gerekiyor, gerçekten imama kayıtsız şartsız bağlı olmak, itaat etmek, her an ona yardıma hazır olmak, masum olmayan bir insanın yapabileceğini çok iyi anlatan olaylardan sadece biri.

İmam Zeynel Abidin Aleyhi selam buyuruyor: ‘’Allah’ın dinini yetersiz akıllar, batıl görüşler ve zarar verici kıyaslamalarla elde edemezsiniz. Ona ancak teslim olarak ulaşılır. Öyleyse kim bizim karşımızda teslim olursa selamete çıkar ve kim bize uyarsa hidayet olur. Bizim sözlerimize hükmümüze nispeten en küçük rahatsızlık ve kabülsüzlük hissederse dahi kendisi farkında olmadan yüce Kuran’a kafir olur, Allah’ın sözlerine muhalefet etmiş olur.’’

İşte bunlara uyulursa hakii mümin olunur.( Selman, Miktad, Temmar, Ebuzer, Harun’u Mekki gibi).

Ali İmran suresi 14 ayet: “Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun. Hz İsa aleyhisselam da havarilerine sordu; ‘’Allah yolunda yardımcılarım kimdir? havarilerin cevabı şu olmuştur. Biziz Allah’ın yardımcıları.”

Çünkü havariler biliyorlardı ki zamanının hüccetine, zamanın imamına yardım, Allah’a yardımdır. Dikkat edelim ayette hazreti İsa Aleyhisselam buyuruyor ki “Allah yolunda yardımcılarım kim?” Havarilerin cevabı ne oluyor? ‘’Biziz Allah’ın yardımcıları’’ senin yardımcıların demiyorlar. “Allah’ın yardımcıları” diyorlar. Çünkü biliyorlar ki zamanın imamına yardım, Allah’a yardımdır. Hz Fatıma bunu da çok iyi biliyordu.

Muhammed suresi 7. Ayette bu yardımdan dolayı ne buyuruyordu? Allah’u Teala ne vaat ediyordu? “Ayaklarınızı sağlam bastırırım” yani dininiz de, imanınızda sizleri “sabit karar” kılarım. Unutmayalım ki Allah’u Teala ihtiyaçsızdır. Onun bizim yardımımıza elbette ki ihtiyacı yoktur, buradaki yardım bir imtihandır.

Zamanın İmamına yardımda Allah elbette ki yeter, Allah onu desteğiyle kuvvetli kılmıştır. Öyle ki ilahi emir ile yaratılan her mahluk ne varsa, dünyada her mahluk dağ, taş, toprak, su, yıldızlar, güneş, ay onun yanında olacaktır, onun yardımcısı olacaktır. Bu nedenle ateşe su taşıyan Karınca misali safımız her daim farkında olmalıyız, ona imanımıza biatimizi her daim yenilemeliyiz.

Allah’ın nurunun tamamlanmasına yardım etmek için tek direkli çadır olan İslam dininin direği Hz Mehdi as’a yardımcı olmalıyız. Nasıl? İlim öğrenerek, kalbimizle, amel ederek yardım etmeliyiz. Bu  en büyük imtihanımızdır. İmam Zaman Aleyhisselam’a   karşı olan şüpheleri ancak ve ancak Ehlibeyt kapısına giderek ilim öğrenerek aşabiliriz.

 Bizler bazı şeyleri dille çok kolay söyleye biliyoruz, “anam, babam, canım evlatlarım feda olsun” diye biliyoruz.  Evet dilde söylemek çok kolay. Allah bizden bugün canımızı feda etmemizi istemiyor belki ama bu da olabilir. Ama şuna dikkat edelim acaba amellerimiz sözlerimizle uyuşuyor mu? İnsan canını dahi feda edebileceği İmamına ziynet olmak için (ziynet değerli anlamında değerli bir süs anlamında, sahibinin değerlisi ziyneti anlamında) elinden geleni yapar. İlim öğrenerek dünya yaşantısında ibadetlerinde, amellerin de dikkatli olur. Acaba bizler bir günümüzün ne kadarını, hangi zamanlarını İmam Zaman(as) a ayırıyoruz? Nasıl ki dünya hayatı için bazı fedakarlıkları göğüs gere biliyorsak, katlana biliyorsak imam zaman Aleyhisselam için, Allah yolunda başka nasıl fedakârlıklar yapabiliriz, bunun peşinde olmalıyız.

ibadetler ve dünya işlerinde bu ikisi arasında zamanımızın İmamı ile nasıl bağlantı kurabiliriz. Gerçekten çok zor bir zamanda yaşıyoruz her türlü saldırı ile karşı karşıyayız. Bu zamanda yaşantımızın her noktasında İmamın hoşnutluğunu, rızasını kazanmak için, ilim öğrenmek için  zamanımızdan, uykumuzdan ne kadar fedakarlık yapabiliriz? Mesela zamanımızı harcadığınız halleri, durumları bir düşünelim, günümüzde gerçekten boş yere çok zaman harcanıyor. Bunun hesabı bizlere sorulacak. Televizyon karşısında geçirdiğimiz zamana, telefona ayırdığımız zamana, eğlenceye ayırdığımız zamana, bir bakalım. Bunların ne kadarını İmamımızı tanımak için o yolda, İlim öğrenmek için feda edebiliriz? Bu demek değil ki dünyadan el etek çekelim! Yaptığımız her işte Allah’ı, İmam zamanı düşündüğümüz de fedakarlık ve yardım kendiliğinden gelecektir.

 Hz Fatıma’nın fedakârlıkları bizim bu yaptıklarımızla elbette kıyas edilemez. O bize her konuda eşsiz bir örnektir Allah’ın bir lütfudur aslında. Hz Fatıma bize yaptığı tüm fedakarlıklarla şunu söyledi; ”Ben tüm İmamların hayatını hakkı ile yaşamaları için fedakarlık yaptım, sizler de benim bu fedakarlığım karşısında zamanınızın İmamını yalnız ve garip bırakmayın ona yardım edin.’’ Dedik ki yardım edebilmek için ilk olarak o Hazreti tanımalıyız onu tanımalıyız ki kayıtsız şartsız inananabilelim, itaat edebilelim, ancak böyle imamın hayatımızdaki önemini anlayabiliriz. Hayatımızın içinde “İmam” olmadığı sürece asla Allah’ın razı olacağı bir hayat olmayacaktır. Hz Fatıma Zehra (selamullahi aleyha),  Zamanın İmamı için her şeyini feda etti, en sonunda da canını.

 Bizler Hazreti Fatıma’nın bu fedakarlıklarını unutmadığımız sürece her türlü fedakarlığın, yardımın peşinde oluruz.  Unutmayalım ki bu fedakarlığın geri dönüşü yine bizedir. Yazının başında dedim ki fedakar kelimesi önce feda etmektir, sonra kâr etmektir. Bu Kâr tacir kârı değil elbette ALLAH RIZASI VE HİDAYETİDİR.  Fedakarlıkların bize dönmesinden daha önemli olan aslında şudur, dünyanın dönme sebebi nimetlerden faydalanma sebebimiz velinimetimiz olan “Zamanımızın İmamına” bir karşılık olması gerekmez mi?

Allah hepimize Hz Fatime (SA)‘yı örnek alarak zamanımızın İmamına olan bağlılığımızın artması için yardım etsin. Hz İmam Mehdi (as)’ye yardım edebilme fırsatını versin. Bizler de bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirenlerden olalım inşALLAH.

FİGEN YILDIRIM

 

 

 

 

 

 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>