HZ. FATIMA (AS)’YI BU KADAR ÖZEL YAPAN NE İDİ?

depositphotos_2789047-stock-illustration-pink-rose-with-flower-frame

HZ. FATIMA (AS)’YI BU KADAR ÖZEL YAPAN NE İDİ?

Elhamdu Lillahi Rabbu’l Âlemin.

 Allah’ım! Yedi gök dolusu, katları dolusu, yedi yer dolusu, araları dolusu, kerem sahibi Rabb’imizin arşı dolusu, bağışlayıcı Rabb’imizin mizanı dolusu, kahhar olan Rabb’imizin kelimeleri boyunca, cennet ve cehennem dolusu, su ve toprak sayısınca, görülenler ve görülmeyenler sayısınca, sınırsızca, ebediyen hamd olsun!

Allah’ım! İbrahim ve Al-i İbrahim’e ettiğin salat, bereket ve rahmet gibi, salatın, bereketin, minnetin, mağfiretin, rahmetin, rızan, ihsanın, selametin, zikrin, nurun, şerefin, nimetin ve hayrın Muhammed ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun.

Bu gece Hz. Fatıma (as) annemizin şahadeti nedeniyle öncelikle zamanımızın hücceti İmam Mehdi (as)’ye baş sağlığı diliyoruz. Siz muhterem Ehl-i Beyt dostlarının başı sağ olsun. Rabbim İmam Mehdi öncülüğünde hepimizi Hz. Fatıma’nın dostlarından ve evlatlarından kabul etsin. Annemiz Hz. Fatıma gözlerini bu dünyaya kapatırken İmam Ali(as)’ye vasiyetinin son kelimelerinde şunu demişti. “ çocuklarıma selam söyle!”

Hususi söylediyse bu kelimeleri kendisinden sonraki gelen Ehl-i Beyt imamlarına buyurmuştur. Umumi olarak söylediyse bu cümleleri kendisini hüccet bir anne olarak gören tüm mümin erkek ve kadınlara söylemiştir. Ben inanıyorum ki o cümleler hem hususi idi, hem umumi. Biz de annemize dönüp şunu diyoruz. “ Ve aleyki selam rahmetullahi ve berakatuhi ve ebeden daima”

Annemiz çok özeldi. Onun neden özel olduğu üzerinde tefekkür edelim.

Yaratılmadan önce annemizle ilgili haberler bize gelmektedir.

Bakara suresi/31 “ Allah Adem’e bütün isimleri öğretti….” Ayeti ile ilgili İmam Hasan askeri(as) şöyle buyurmuştur.

“…Sonra Allah, Âdem’e peygamberlerin adını, Hz. Muhammed’in, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin, Muhammed ve Ali soyundan olan diğer İmamların, (Allah’ın selamı Onlara olsun) onların en iyi dostlarının ve en azılı düşmanlarının adlarını öğrettikten sonra Muhammed’i, Ali’yi ve diğer İmamları (Allah’ın selamı Onlara olsun) meleklere arz etti yani, onların pak ve tertemiz nurlarını meleklere gösterdi ve “Eğer doğru sözlü iseniz bunların adlarını bana söyleyin“ buyurdu.

Melekler şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Sen her türlü kusurdan ve noksanlıktan münezzehsin biz, senin bize öğrettiklerinin dışında hiçbir şey bilmiyoruz. Sen Âlim ve Hâkimsin.” Yani her şeyin ilmini sadece sen bilirsin.

Allah dedi ki: Ey Âdem! Onların adlarını meleklere öğret.” Yani Hz. Âdem (Allah’ın selamı O’na olsun) Allah’ın kendisine öğretmiş olduğu Peygamberlerin ve İmamların adlarını meleklere öğretti ve o zaman melekler, o nurların kimin nuru olduğunu öğrenmiş oldular. Sonra Allah, o isimlerin sahiplerine iman edeceklerine ve onları yüce göreceklerine dair meleklerden söz aldı ve şöyle buyurdu: “Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı ve içinizde gizlemekte olduğunuz şeyleri bilirim, dememiş miydim?” (İmam Hasan Askeri Tefsiri Kitabından)

İmam Zeynel Abidin (Allah’ın selamı O’na olsun) şöyle dedi: “Babam kendi babasından ve O da Allah’ın Elçisi’nden (Allah’ın selamı Onlara olsun) şöyle nakletti:

“Ulu ve yüce Allah’ın Âdem’in (Allah’ın selamı O’na olsun) belinden gösterdiği nur, biz Ehl-i Beyt’in nurudur, arşın en yüksek katından Âdem’in beline intikal ettirmiş, ama o nurun ne olduğunu açıklamamıştı.

Hz. Âdem (Allah’ın selamı O’na olsun) şöyle dedi: “Ey Rabbim! Bu nurlar nedir?”

Hak şöyle buyurdu: “Bu nur simalarını arşımın en yüksek yerinden senin beline koydum ve bu sebepten dolayı da sana secde etmelerini emrettim. Çünkü sen, bu nur simaları koymak için seçmiş olduğum kapsın.”

Hz. Âdem (Allah’ın selamı O’na olsun) şöyle dedi: “Ey Rabbim! Bu nurların sahipleri kimlerdir?”

Ulu ve yüce Allah şöyle buyurdu: “Ey Âdem! Arşımın üstüne bak.”

Âdem (Allah’ın selamı O’na olsun) arşın üstüne baktığı zaman beline intikal ettirilmiş olan nurumuz arşın büyüklüğü kadar inikâs etti, nurumuzun simaları şekil halinde mücessem oldu ve Hz. Âdem, insanın aynaya yansıyan kendi görüntüsünü gördüğü gibi onları gördü.

Şöyle dedi: “Ey Rabbim! Bu nurlar kimin nurudur?”

Şöyle buyurdu: “Ey Âdem! Bu nurlar bütün yarattıklarımın en üstünü ve en iyileridir. Bu Muhammed’dir (Allah’ın selamı O’na ve Ehl-i Beyt’ine olsun). Ben bütün işlerimde Mahmud ve Hamid olduğum için O’nun adını kendi adımdan koydum. Bu Ali’dir, (Allah’ın selamı O’na olsun) Ben, Aliyy’ül A’la’yım, O’nun adını kendi adımdan koydum. Bu Fatıma’dır, (Allah’ın selamı O’na olsun) ve Ben “Fatır’ım“ (Yaratan) O’nun adını “Fatıma“ (Ayıran) koydum. Yani, hesap günü düşmanlarımı rahmetimden ve sevenlerimi de azabımdan ayıracaktır, onun adını kendi adımdan koydum. Bunların adları ise Hasan ve Hüseyin’dir. (Allah’ın selamı Onlara olsun) Ben ihsan eden ve güzellik veren olduğum için onlara da kendi adımdan ad koydum.

Bunlar, yarattıklarımın tamamının en üstünleri ve en seçkin olanlarıdırlar, onların vasıtası ile yargılayacak ve onların vasıtası ile ihsanda bulunacağım, cezalandıracaklarımı onların eliyle cezalandıracak ve mükâfat vereceklerime de onların eliyle mükâfat vereceğim.

Bana, onları vasıta kılarak dua et ve bir sıkıntı ile karşılaştığın zaman, onları şefaatçi kılarak benden iste. Hiç şüphesiz ki, onları vasıta kılarak benden bir şey isteyecek olanı ümitsizliğe düşürmeyeceğime ve istemiş olduğu şeyi vereceğime dair izzetime and içmişim.” (İmam Hasan Askeri Tefsiri Kitabından)

…Bunun üzerine Hz. Âdem (Allah’ın selamı O’na olsun) şöyle dua etti:

“Allah’ım! Muhammed’in, Ali’nin, Fatıma’nın, Hasan’ın, Hüseyin’in ve onun tertemiz evlatlarının (Allah’ın selamı Onlara olsun) hürmetine beni af et, bağışla, tövbemi kabul buyur ve bana vermiş olduğun nimet ve makamları yeniden tekrar ver.” (İmam Hasan Askeri Tefsiri Kitabından)

Görüyoruz ki ilk yaratılanlar olduğu gibi hem de nur üzeredirler.

Peygamberlerin derecelerinin farklılığı ile ilgili olarak;

İmam Zeynel Abidin (as); “Peygamberlerden beş tanesi Ulul Azm dir.”

“Ulul Azm nedir?” diye imama soruldu. Hazret şöyle cevap buyurdu;

“Allahın elçisi(saa) şöyle buyurdu; “ “Yeryüzünün tüm insan ve cinlerine, yeryüzünün doğusundan batısına kadar gönderilmiş peygamberlerdir.””

İmam Cafer Sadık(as); “ Ulul Azm peygamberlerin Ulul Azm olmalarının sebebi, Hz. Resulullah ve ( imamı zaman dâhil olmak üzere) onun on iki vasisinin azmini ikrar etmeleri ve bu konuda Allah’a söz verip and içmeleri içindi. Bu azm dir.”

Dünya hayatına bakacak olursak, buraya da bir örnek verebiliriz.

Mufazzal, İmam Cafer-i Sadık’tan naklederek şöyle diyor:

O’na Allah’ın: “Rabbi İbrahim’i (bazı) kelimelerle sınadığı zaman O, bunları tamamıyla yerine getirdi.” Bakara Suresi 124. Ayetler sözü hakkında bu kelimelerin ne olduğunu sordum.”

İmam şöyle buyurdu:

“Onlar öyle kelimelerdir ki Âdem, onları Rabbinden kabul etti (ve sonra dile getirdi), böylece Allah O’nun tövbesini kabul etti. O söylediği kelimeler şöyleydi:

“Senden! Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’in hakkı hatırına yalnız, tövbemi kabul etmeni istiyorum.”

Böylelikle, Allah O’nun tövbesini kabul etti. Şüphesiz ki O, tövbeyi çok kabul edendir. Merhametlidir.”

Ben O’na şöyle dedim: “Ey Allah’ın Elçisi’nin oğlu! Peki, Allah: “O, bunları tamamıyla yerine getirdi.” derken neyi kastediyor?”

Şöyle buyurdu:

“İmam Mehdi’ye kadar İmam Hüseyin’in neslinden olan On İki İmamı tamamlaması (inanması).”

Şöyle dedim: “Ey Allah’ın Elçisi’nin oğlu! Bana Allah’ın: “Ve (Allah) onu, onun neslinin arasında ebedi (kalıcı) bir kelime etti.” Zuhruf Suresi 28. Ayet sözünden haber ver?”

Şöyle buyurdu:

“Bununla imamlığı kastediyor. Allah onu kıyamet gününe dek, Hüseyin’in soyunda karar kılmıştır.”

Ben O’na şöyle dedim: “Ey Allah’ın Elçisi’nin oğlu! Peki, neden imamlık, İmam Hasan’ın evlatlarında değil, İmam Hüseyin’in evlatları arasında oldu? Nitekim onların hepsi Allah’ın Elçisi’nin evlatları, O’nun torunları, cennet gençlerinin efendileridirler?”

Şöyle buyurdu:

“Şüphesiz Hz. Musa ve Hz. Harun’un her ikisi de peygamber, elçi ve kardeş idiler. Ancak Allah, peygamberliği Hz. Musa’nın soyunda değil, Hz. Harun’un soyunda karar kıldı. Hiç kimse: “Neden Allah böyle yaptı?” demedi.

Çünkü imamlık, Allah’ın yeryüzündeki hilafetidir ve kimse: “Neden Allah onu İmam Hasan’ın soyunda değil de İmam Hüseyin’in soyunda karar kıldı diyemez. Allah kendi işlerinde hikmet sahibidir. “ O (Allah) yaptıkları hakkında sorgulanmaz ve onların hepsi (yaratılanların hepsi O’nun tarafından) sorgulanırlar.” (Kemalu’d Din kitabından)

Bugünkü tarih için ise önemli yine durumlar var. Bunlardan sadece birkaç tanesini örnek verelim.

Fatıma Zehra(as)’nın elinde ne olduğuna bakalım.

Ebu Basir, İmam Cafer Sadık’tan (a.s) rivayet eder:

Babam (İmam Bâkır -a.s-), Cabir b. Abdullah el-Ensarî’ye dedi ki:

“Sana bir işim düştü. Seninle baş başa kalmak istiyorum, ne zaman müsait olursun?”

Cabir: “İstediğin zaman.” dedi.

Ebu Cafer (a.s) onunla bir yerde yalnız buluştu ve dedi ki: “Ey Cabir! Bana, Resulullah’ın (s.a.a) kızı annem Fatıma’nın elinde gördüğün levhayı anlat. Bu levhada nelerin yazıldığını söyledi sana?” Cabir şöyle dedi:

Allah şahittir; Resulullah (s.a.a) hayatta iken, Hüseyin’in (a.s) doğumundan dolayı onu kutlamak için annen Fatıma’nın (a.s) yanına gittim. Elinde yeşil bir levha gördüm. Bu levhanın zümrütten olduğunu sandım. Levhanın üzerinde güneş ışığı gibi bembeyaz bir yazı vardı. Ona dedim ki: “Anam-babam sana feda olsun, ey Resulullah’ın kızı! Bu levha nedir?” Dedi ki:

“Bu, Allah’ın babama armağan ettiği bir levhadır. Üzerinde babamın, kocamın, iki oğlumun, benim soyumdan gelecek vasilerin isimleri yazılıdır. Babam, beni sevindirmek için bunu bana verdi.”

Cabir dedi ki: “Annen Fatıma (a.s) onu bana verdi. Ben de okudum ve bir nüshasını da yazdım.”

Babam (a.s) Cabir’e dedi ki: “Bana, yazdığın o nüshayı gösterebilir misin?” “Evet” dedi. Babam, onunla beraber Cabir’in evine kadar yürüdü. Cabir babama deriden bir sayfa getirdi. Babam ona dedi ki: “Ey Cabir! Sen yazdıklarına bak, ben sana ezberden okuyayım.”

Cabir kendi nüshasına baktı, babam orada yazılı olanları harf harf okudu, bir harf bile değişik değildi. Cabir şöyle dedi:

Allah’ı şahit gösteriyorum ki, levhada şöyle yazılı olduğunu gördüm:

Bismillahirrahmanirrahim.

 Bu, üstün iradeli ve her yaptığı yerinde olan Allah’ın; elçisi, hicabı ve delili Muhammed’e gönderdiği mektuptur. Bunu Ruhu’l-Emin, âlemlerin Rabbinden indirmiştir. Ey Muhammed! İsimlerimi yücelt, nimetlerime şükret, sakın bağışlarımı inkâr etme. Ben Allah’ım, benden başka ilâh yoktur. Zorbaları darmadağın eden [büyüklenenlerin burnunu sürten], zalimleri alçaltan, din günü hesap gören benim. Ben Allah’ım, benden başka ilâh yoktur. Kim benim lütfumdan başkasını umar veya adaletimden başkasından korkarsa, onu âlemlerde hiç kimseyi azaplandırmadığım bir azapla cezalandırırım. O hâlde, sadece bana ibadet et ve yalnızca bana güvenip dayan.

Ben, hangi peygamberi göndermiş ve tebliğ zamanını tamamlamışsam, mutlaka birini onun vasisi yapmışımdır. Ben, seni bütün peygamberlerden ve senin vasini de bütün vasilerden üstün kıldım. Ondan sonra da sana iki yavrusunu bahşederek ikramda bulundum; torunların Hasan ve Hüseyin’i sana bahşettim. Babasının zamanının sona ermesinden sonra Hasan’ı ilmimin madeni yaptım. Hüseyin’i vahyimin bekçisi kıldım. Onu şahadetle ödüllendirdim. Hayatını mutlulukla sonlandırdım. O, şehitlerin en üstünü ve şühedanın en yüksek derecelisidir. Kâmil kelimemi onunla birlikte kıldım, onunla birlikte sözümün tamamlanmasını sağladım. En üstün delili onun yanına bıraktım. Onun itretine ve soyundan gelenlere karşı takındıkları tavırla insanlara sevap ve ceza veririm. Onların (İmam Hüseyin’in (a.s) soyunun) ilki Ali’dir. İbadet edenlerin efendisi, geçmiş velilerin süsüdür. Onun oğlu, övülmüş (Mahmud) dedesinin adını alan Muhammed’dir. İlmimi tümüyle kavrayan ve hikmetimin madenidir. Cafer hakkında şüpheye düşenler helâk olacaklardır. Onu reddeden, beni reddetmiş gibidir. Gerçek söz benden çıkar ve ben Cafer’in makamını yücelteceğim. Bu lütuf ve ikramı onun dostlarına, taraftarlarına ve yardımcılarına da bahşedeceğim. Musa’dan sonra kör ve koyu bir zulüm fitnesi soluklanmaya başladı. Çünkü benim farzımın ipi kopmaz, hüccetim örtbas edilmez ve benim velilerim ebediyen bedbaht olmazlar. Bilesiniz ki, onlardan birini inkâr eden kimse, benim nimetimi inkâr etmiş olur. Benim kitabımdaki bir ayeti değiştiren de, bana iftira atmış olur.

Sevdiğim, seçkin kulum Musa’nın müddetinin dolmasından sonra iftiralar atıp inkâr yoluna sapanların vay hâline! Dikkat edin; sekizinci imamı inkâr eden, bütün imamları inkâr etmiş gibidir. Ali benim velim ve yardımcımdır, peygamberliğin mirasının yükünü omuzlarına yüklediğim ve ağır yükleri kaldırmakla sınadığım kimsedir. Onu büyüklük taslayan bir şeytan öldürecektir. Salih kulum Zülkarneyn’in kurduğu şehirde kullarımın en şerlilerinden birinin yanına defnedilecektir.

Gerçek söz benden çıkar ve ben onu oğlu, kendisinden sonraki halifesi Muhammed’le sevindireceğim, gözünü aydın kılacağım. O benim ilmimin vârisi, hikmetimin madeni, sırrımın konulduğu yer, kullarıma sunduğum kanıtımdır. Onun barınağını cennet kıldım. Onu, ehlibeytinden (ailesinden) cehennem ateşini hak eden yetmiş kişinin şefaatçisi yaptım. Oğlu Ali’nin sonunu da mutlulukla getireceğim. O; benim velim, yardımcım, kullarım içindeki şahidim, vahyimin eminidir. O, benim yoluma davet eden, ilmimin bekçisi olan Hasan’ın çıkacağı bucaktır…”  (Kemalu’d-Din ve Temamu’n-Ni’me, s.308-311)

Peygamberim miraç gibi muhteşem bir gece de onu da hatırlatıyor.

İmam Cafer-i Sadık (a.s) kendi atalarından Müminlerin Emiri İmam Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder:

Allah’ın elçisi şöyle buyurmuştur: ” (Miraç Gecesi) göğe götürüldüğüm zaman, Rabbim bana şöyle vahyetti:

“Ey Muhammed! Ben yeryüzüne baktım ve oradan seni seçtim, seni peygamber kıldım, senin için kendi isimlerimden birini ayırdım, nitekim ben Mahmud’um (övgüye layık), sen ise Muhammed’sin.

Sonra ikinci defa baktım ve oradan Ali’yi seçtim. O’nu senin vasin, halifen, kızının eşi, soyunun babası karar kıldım. O’nun için de kendi isimlerimden birini ayırdım, nitekim ben Aliyyul A’la’yım, o ise Ali’dir. Ben Fatıma’yı, Hasan’ı ve Hüseyin’i siz ikinizin nurundan yarattım. Sonra onların velayetini meleklere gösterdim. Kim onu kabul ettiyse benim yanımda mukarreb (yakınlaştırılmışlardan) olmuştur.

Ey Muhammed! Eğer bir kul bana ibadet etseydi, neticede kesilseydi ve köhne bir tulum halini alsaydı, yanıma da onların velayetini kınayan bir halde gelseydi, ben yine onu cennetime yerleştirmem, arşım altında onu gölgelendirmem.

Ey Muhammed! Onları görmek ister misin?

Şöyle dedim: Evet.

Ulu ve Yüce Allah şöyle dedi:

“Başını kaldır!”

Ben de başımı kaldırdım ve o an, Ali’nin Fatıma’nın, Hasan’ın, Hüseyin’in, Hüseyin oğlu Ali’nin, Ali oğlu Muhammed’in, Muhammed oğlu Cafer’in, Cafer’in oğlu Musa’nın, Musa’nın oğlu Ali’nin, Ali’nin oğlu Muhammed’in, Muhammed’in oğlu Ali’nin, Ali oğlu Hasan’ın ve Hasan oğlu Muhammed Kaim’in nurları ile karşılaştım. o, onlar arasında sanki parlak bir yıldız gibiydi. Şöyle dedim: Ey Rabbim! Bunlar kimdir?.

Allah şöyle buyurdu:

“Bunlar imamlardır. Bu ise helalimi helal, haramımı haram kılan Mehdi Kaim’dir. O’nun vasıtasıyla düşmanlarımdan intikam alırım. O; velilerim için rahatlık demektir. O öyle bir kimsedir ki, Zulmeden, inkarcı ve kafir (nankör) taraftarlarının kalbine şifa verir, Lat ve Uzza’yı (kemikleri et giydirilmiş halde) yeni ve diri şekilde (mezardan) çıkarır ve onları yakar. O gün insanların onlar sebebiyle sapması, buzağı ve Samiri’nin fitnesinden daha güçlü olur.!”

Şeyh Saduk Dinin Kemali Sayfa 340 (İstanbul Baskısı)

Peygamberim namazıma da onu bağladı. Her salâvatına ortak eyledi.

Hz. İmam Ali(as), Hz. Fatıma (a.s)annemizden şöyle rivayet eder:

Resulullah (s.a.a) bana dedi ki:

“Ey Fatıma! Kim sana salâvat getirirse, Allah onu bağışlar ve cennette nerede olursam olayım, onu bana kavuşturur.”

(Keşfu’l-Gumme, 1/472)

Tathir ayetiyle, meveddet ayetiyle, mubahale ayetiyle gibi ayetlerinde kapsamına girdi.

Dünya hayatından sonra da her aşamada Hz. Fatıma dile getirildi. Sadece Hz. ahiret hayatında Hz. Fatıma ile ilgili dile getirilen 600 hadis var. Bir de Ehl-i Beyt adıyla Hz. Fatıma’nın dile getirildiği ahiret hayatına yönelik yüzlerce hadis var. Sadece bir tane örnek vermek istiyoruz.

Hz. Muhammed (as) buyurdu; “ Benim ve Ehl-i Beyt’imin sevgisi yedi tehlikeli ve önemli yerde sizin için faydalı olur.

1- ölüm anında

2- kabirde

3- kıyamet gününde kabirden kalkarken

4- amel defteri açıldığında

5- amel defterleri hesaplandığı zaman

6- ruhların ve amellerin mizan terazisine konulduğunda

7- sırat köprüsünden geçerken.” ( El- Hisal c.2, s.360, h.49) 

Tüm bunlardan şunu anlıyoruz hem özel olarak hem de Ehl-i Beyt olarak vurgulan annemiz her hadisin bir parçası olmaktadır.

Tüm bu anlatılanlardan yaratılıştan önce, zamanımızda ve bundan sonra da Hz. Fatıma annemiz hep öne çıkarıldı. Onu bu kadar özel yapan ne oldu?

Hz. Fatıma-I  Zehra (Sa) Annenimizin Ziyaret Duası şu cümleler ile başlıyordu; “Selam olsun sana ey imtihan edilmiş; seni yaratan seni imtihan etti ve seni imtihan ettiği şeyde sabırlı buldu. …” (Mefatihul Cinan Kitabından)

Zer âleminde imtihanında azimli olan annemiz dünyada ki imtihanında da azimli ve başarılı oldu. Tek sebep, yüce Allah’a sadık olan kulluğu idi.

İmam Ali Rıza, atalarından, onlar da Ebu Talip oğlu Ali’den, Allah’ın Elçisi’nin şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir: “Allah ne benden üstün olan, ne de O’na benden daha çok ihtiram ettiği bir varlık yaratmıştır.”

İmam Ali şöyle buyurdu: “Ben şöyle dedim: “Ey Allah’ın Elçisi sen mi üstünsün yoksa Cebrail mi?”

Şöyle buyurdu:

“Ey Ali! Şüphesiz ki Ulu ve Yüce Allah, mürsel peygamberlerini, mukarreb meleklerinden üstün kılmıştır, beni de bütün peygamberler ve elçilerden üstün kılmıştır. Benden sonra fazilet senindir.

Ey Ali! Senden sonra ise meleklerindir. Nitekim melekler bizim ve bizi sevenlerin hizmetçileridirler.

Ey Ali! Arşı taşıyanlar (melekler) ve onun etrafında olanlar, Rabblerini hamdetmekle tesbih edenler ve velayetimize iman etmiş kimseler için bağışlanma dilerler.

Ey Ali! Biz olmasaydık, Allah ne Âdem’i ne Havva’yı, ne cenneti ne cehennemi, ne göğü ne de yeri yaratırdı. Biz Tevhid’de, Rabbimizi marifette, O’nu tesbih, takdis ve tehlilde (la ilahe illallah deyip marifetine ermekte) meleklerden öne geçmişizdir. Dolayısıyla Allah’ın yarattığı ilk şey, bizlerin ruhlarıdır. Sonra bizi O’nun tevhidi (onu birlemek) ve temcidi (övgüsü) ile konuşan kıldı. Sonra melekleri yarattı, onlar bizim ruhumuzu bir nur olarak gördüklerinde bizim işimizi büyük tuttular, ondan dolayı da biz, meleklerin bilmesi için (Allah’ı) tesbih ettik (Eksiklerden münezzeh olduğunu söyledik). Dedik ki: “Biz yaratılan mahlûklarız ve O, bizim özelliklerimizden münezzehtir. Melekler bizim tesbihimizi yaptılar ve O’nu bizim özelliklerimizden münezzeh bildiler. Onlar bizim şanımızın yüce olduğunu gördüklerinde meleklerin bilmesi için “tehlil” (la ilahe illallah/Allah’tan başka ilah yoktur) dedik ki Allah’tan başka ilah yoktur, biz kullarız, ilah değiliz, onunla ya da onsuz (yani ona inansak ta, inanmasak ta O’nun kuluyuz). Bize de onlarla (kullarla) birlikte ibadet etmek vaciptir” dedik. Onlar şöyle dediler:

“Allah’tan başka ilah yoktur. “Bizim yerimizin büyüklüğünü gördüklerinde Allah’a tekbir getirdik ki melekler de Allah’ın ulaşılmaktan yüce olduğunu ve O‘nun makamının yüce olduğunu bilsinler. Allah’ın bizim için izzet ve kuvvetten (bize) ne karar kıldığını gördüklerinde biz: “Allah’tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur.” dedik ki, melekler de yalnız Allah’ın güç ve kuvvet sahibi olduğunu bilsinler. Melekler de aynı sözü söylediler. Onlar Allah’ın bize ne nimet verdiğini, itaatin vacipliğinden bize neyi vacip kıldığını gördüklerinde biz, “Hamd Allah’a mahsustur.” dedik ki melekler, Allah’ın nimetlerinden dolayı hamd babından üzerimize düşen bir hakkı olduğunu bilsinler.(böylece) Melekler de aynı kelimeyi söylediler. Böylece bizim vasıtamızla Ulu ve Yüce Allah’ın tevhidinin marifetine, tesbihine, tehliline, tahmid’ine doğru hidayet oldular. Sonra Ulu ve Yüce Allah, Âdemi yarattı ve bizi O’nun soyuna yerleştirdi. Meleklere bize saygı ve hürmet göstergesi olarak O’na secde etmeyi emretti. Onların secdeleri ise Ulu ve Yüce Allah’a kulluk namına, Âdem’e ise bizim O’nun soyundaki varlığımıza hürmet ve itaat alâmeti namına idi. Öyleyse nasıl meleklerden üstün olmayız? …..” (Kemaluddin Din Kitabından)

Hz. Fatıma (a.s) annemiz şöyle demiştir:

“Kim yüce Allah’ın katına ihlâslı ibadetini gönderirse, Allah, katından ona en yararlı olan şeyi indirir.” 

Annemiz kendi ifadeleriyle olan hayata bakış açısını görelim.

“Sizin dünyanızdan üç şey bana sevdirildi: Allah’ın kitabını (Kur’an’ı) okumak, Resulullah’ın yüzüne bakmak ve Allah yolunda infak etmek-bağışta bulunmak.”( Nehcü’l-Hayât, s.271, Hadis: 164.)

Annemiz Hz. Fatıma Zehra (as) duasında yaşama amacını şöyle buyurmuştu:

“Allah’ım! Sana ibadet edecek güç, senin kitabını anlayacak basiret, hüküm ve hikmetini kavrayacak anlayış istiyorum. Allah’ım! Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eyle. Bizim için Kur’ân’ı az bulunur (uzak) kılma, (doğru) yolu bize kaybettirme ve Muhammed’in bize sırt dönmemesini sağla.

Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet, müstağnilik, sevdiğin ve razı olduğun şeyleri yapma istiyorum. Allah’ım! Zayıflığımız için gücünden, fakirliğimiz ve yoksunluğumuz için zenginliğinden, cahilliğimiz için hilminden ve ilminden istiyorum. Allah’ım! Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eyle. Sana şükretmemiz, seni zikretmemiz, sana itaat etmemiz ve sana kulluk sunmamız için bize yardım et. Ey merhametlilerin en merhametlisi!(Hz. Fatıma’dan dualar kitabından) 

Hayatının her döneminde bu başlıklara dikkat etti; “Allahu Ekber! Elhamdulillah! Subhanallah!”

Şimdi bizde istiyoruz ki annemizin yolunda gidelim. O halde bizlerde annemiz gibi öncelikle kulluk rolümüze dikkat edelim. Kulluğumuz bize ne yapmamızı gerektiriyorsa onu yapalım. Bizde tek istediği de bu zaten. Eğer bunu yaparsak o zaman nereye ait olduğumuzu görürüz.

Yüce Allah bu dinin kurucusu olarak Hz. Muhammed’i (saa) peygamber olarak insanlığa verdi. Sadece peygamberi vererek bu sizin için yeterli diyebilirdi. Ancak böyle yapmadı. Bize özel seçilmiş örnek bir aile verdi. Ehl-i Beyt’ti! Yüce Allah hangi aileye ki bu Ehl-i Beyt’ti nereye aitlik duygusu taşımamız gerektiğini gösterdi.

Ehl-i Beyt denince başta Hz. Muhammed(saa) bu ailenin başında gelir. Sonra İmam Ali ikinci bu ümmetin ikinci babası olarak, annemiz Hz. Fatıma, İmam Hasan, İmam Hüseyin, İmam Zeynelabidin, İmam Muhammed Bakır, İmam Cafer Sadık, İmam Musa Kazım, İmam Rıza, İmam Muhammed Taki, İmam Ali Naki, İmam Hasan Askeri ve son olarak İmam Mehdi (as) akla gelir. Evet, bunlar resmen ilan edilen Ehl-i Beyt’tir. Ancak sadakat ve itimat ile bu sınır genişliyordu. Gönlünü buraya bağlayanlara ve kendilerini buraya ait görenlere de bu bizim Ehl-İ Beyt taraftarlarımız diye dillendiriliyordu. Salman Farisi, Miktad, Malik Eşter, Ammar b. Yasir, Kumeyl, Hişam, Zürare, Muhammed Samiri vs.

Yani bu kimseler hangi aileye ait olduklarını, hangi terbiyeden geçtiklerini, kimden marifet öğreneceklerini, hangi renge bürüneceklerini biliyorlardı. Kendilerini Hz. Muhammed ve Al-i Muhammed’e ait görmüşlerdi. Kulluğu en güzel yerden öğrenmiş olacaklardı.

Ya biz ne olacağız. İşte buda bizim adımlarımıza bağlıdır. İtaat edersek neden olmasın?! Hz. Fatıma’nın bir evladı neden ben olmayayım!

 İmam Mehdi(as)’nin rahmet eli neden üzerimizde olmasın? Hz. Muhammed(saa) ve Al-i Muhammed(sa)’in bir nur zerresi neden benim de alnımda parlamasın? Bu imkânsız bir şey değil! Bu nurun anlımızda olması dileğiyle. Son nur olan İmam Mehdi (a.f) hepimizin sığınağı olsun inşallah.   

 

 

 

 

 

 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>