HERKESE LAZIM! CENAZE ADÂBI…

Resim---Kopya

CAN VERME HALİYLE İLGİLİ HÜKÜMLER

Vasiyet Etmek

Vasiyet etmek, ölümün yaklaştığını hisseden her insan için, dinimizin belirlemiş olduğu bir hak ve görevdir. Özellikle de üzerinde başkasına ait bir hak veya emanet bulunan kimse, ölümünün yaklaştığını hissettiği zaman, bu hak ve emaneti sahibine ulaştırmalıdır; bunu yapamıyorsa, vefatından sonra bu hak ve emanetin sahibine ulaştırılmasını vasiyet etmelidir. Allah Teâlâ Kuran-ı Kerim’de şöyle buyuruyor.

“Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır (mal) bırakıyorsa anaya, babaya, yakınlara, uygun bir tarzda vasiyet etmesini (Allah’a karşı) sakınan kişilere bir borç olarak, size farz kılınmıştır.”    (Bakara, 180)

Yine Yüce Allah şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Ölüm birinize geldiği zaman vasiyet ederken içinizden iki adil kişi şahit olsun; şayet yolculukta olur, başınıza da ölüm musibeti gelirse sizden olmayan iki kişi şahit olsun.”   (Maide, 106)

İmam Caferi Sadık (a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Allah ölüm döşeğinde olan her insana vasiyette bulunması için işitme, görme ve akıl gücünü geri kazandırır. Ancak o kimse ya vasiyet eder ya da vasiyet etmeyi ihmal eder. İşte ölüm rahatlığı denen rahatlık da budur. O halde vasiyet her Müslümanın üzerinde olan bir haktır.”    (Furu-i Kâfi, c.7, s.3; Biharul Envar c. 103, s.195)

Ölüm Halinde Olan Kişinin Yüzünü Kıbleye Çevirmek

Ehlibeyt fıkhında, ölüm halinde olan kimsenin, oturduğunda yüzü kıbleye gelecek şekilde sırtüstü yatırılması, bu kişinin yanında bulunan insanların üzerindeki bir görevdir. Hz. Ali (a.s.) şöyle buyurmuşlardır:

“Ölüm halinde olan hastanın yüzünü kıbleye döndürmek dini görevlerdendir.”   (Biharul Envar, c.81, s.243)

İmam Ali (a.s.)’den nakledilen bir hadis şöyledir:

Allah Resulü ölüm halinde olan Abdulmuttaliboğullarından birinin yanına geldi. Bu kişinin yüzü kıbleye doğru değildi. Bunu gören Allah Resulü şöyle buyurdu:

“Onun yüzünü kıbleye doğru çevirin, böyle yaptığınız taktirde Yüce Allah da merhametini ona yöneltir, melekler ona yönelir ve bu durum, onun canı bedeninden ayrılıncaya dek devam eder.”   (Biharul Envar, c.81, s.231; el Vesail, c.2)

İmam Caferi Sadık (a.s.) şöyle buyurmuştur:

Ölüm halinde olan kimseyi, ayaklarının altı kıbleye doğru olacak şekilde kıbleye yöneltin ve onu diğerlerinin yaptığı gibi sırtı kıbleye dönük şekilde bırakmayın.”    (Furu-i Kafi, c.3, s.126;el Vesail, c.2; Biharul Envar, c.81, s.239) 

Ölüm Halinde Olan Kişiye Kelime-i Şehadeti ve Diğer Bir Takım Duaları Telkin Etmek

Can vermekte olan kişinin yanında bulunan insanların, ona, hak itikada ikrar etmesini telkin etmeleri, yapmış olduğu günahlarından ötürü Allah’tan af dilemesini istemeleri ve masumlardan gelen duaları okumasını tavsiye etmeleri sünnettir.

İmam Rıza (a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Ölüm halinde olan birinin yanında bulunduğunda ona Allah’ın birliğine, Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna tanıklık etmesini, Emirül Müminin Ali(a.s.)’ın ve birer birer diğer Ehlibeyt imamlarının velayetine ikrar etmesini telkin et. Ayrıca ona kurtuluş kelimelerini telkin etmek de müstehaptır. Kurtuluş kelimeleri ise şöyledir: ‘La ilahe illallahu’l-Halîmu’l-Kerîm, la ilahe illellahu’l-Aliyyu’u-Azîm, subhanellahi Rabbi’s-semavati’s-seb’i ve Rabbi’l-arazîne’s-seb’i ve ma fîhinne ve ma beynehunne ve Rabbi’l-arş’il-azîm ve’l-hamdu lillahi Rabbi’l-Âlemin.’”

Anlamı: “Hilim ve Kerem sahibi olan Allah’tan gayrı bir Mabud yoktur; yücelik ve Azamet sahibi olan Allah’tan gayrı bir mabut yoktur; yedi göğün, yedi yerin, onlarda ve onların arasında olanların ve büyük arşın Rabbi olan Allah, her türlü eksiklik ve kusurdan münezzehtir; Selam olsun bütün resullere ve bütün övgüler sadece alemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”    (Biharul Envar, c.81, s.233)

Allah Resulü şöyle buyurmuşlardır:

“Ölmek üzere olan yakınlarınıza “La ilahe illallah” demesini telkin edin; çünkü son sözü “La ilahe illallah” olan şahıs cennete girecektir.”

(Biharul Envar, c.81, s.232)

İmam Caferi Sadık (a.s.) şöyle buyurmuşlardır:

“İblis arkadaşlarını ölüm halinde olan her insanı, kâfirliğe yönlendirmek ve dininde şüpheye düşürmek üzere görevlendirir fakat onlar Mümin olan insanı aldatmayı başaramazlar. Öyle ise ölüm halinde olan yakınlarınızın yanı başına geldiğinizde, canını teslim edene dek ona Allah’ın birliğini ve Muhammed’in onun elçisi olduğunu (Ehlibeyt İmamlarının birer birer isimlerini anarak onlara inandığını) telkin edin.”   (Furu-i Kafi, c.3, s.123)

Ölüm Halindeki Kişinin Başı Ucunda Yasin ve Saffat Surelerinin Okunması

Ölüm halinde olan kişinin yanında Kur’an okunması, özellikle de Yasin ve Saffat surelerinin okunması sünnettir.

İmam Caferi Sadık (a.s.) şöyle buyurmuşlardır:

“Kim Yasin Suresini okur ve aynı günde de vefat ederse, Allah onu cennete götürür; onun gusül merasimine otuz bin melek iştirak eder; onun için Allah’tan mağfiret dilerler ve bu şekilde ona kabrine kadar eşlik ederler.”    (Biharul Envar, c.81, s.39)

Allah Resulü şöyle buyurmuşlardır:

“Ey Ali, ölüm döşeğindeki bir insanın yanında Yasin suresi okunursa, yüce Allah aynı anda onun için ölümü hafifletir.”    (Biharul Envar, c.81, s.240)

ÖLÜMDEN SONRAKİ HÜKÜMLER 

Vefat Haberinin Komşulara Duyurulması

İmam Caferi Sadık (a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Hayatını kaybeden kişinin cenaze merasimine iştirak etmelerini, ona cenaze namazı kılmalarını ve onun için Allah’tan mağfiret dilemelerini sağlamak amacıyla, cenaze yakınlarının, ölüm haberini onun arkadaşve dostlarına bildirmeleri icap eder. Böylece onlar için sevap yazıldığı gibi, hayatını kaybeden kişi için de mağfiret yazılır ve cenazeleri için kazandıkları mağfiret dileme çabası sayesinde ayrıca sevap elde etmiş olurlar.”   (Furu-i Kafi, c.3, s.166; Biharul Envar, c.81, s.248)

İmam Caferi Sadık (a.s.) şöyle buyurmuşlardır:

“Cenaze merasimi halka duyurulmalıdır.”   (Furu-i Kafi, c.3, s.167)

Gusül Kefen ve Defin İşlemlerinin Geciktirilmeksizin Yapılması

Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar, kimse gündüz vefat eden cenazesinin kefen, defin işlemini geceye ve gece hayatını kaybeden cenazesinin kefen, defin işlemini gündüze bırakmasın; Allah’ın rahmeti üzerinize olsun, cenazelerinizin kefin, defin işlemini, güneşin doğmasına veya batmasına bırakmayın; onları dinlenme yerlerine ulaştırmakta acele edin.”     (Furu-i Kafi, c.3, s.37)

İmam Sadık (a.s.) Allah Resulünün şöyle buyurduklarını nakletmişlerdir:

“Günün başlangıcında hayatını kaybeden cenazenin defin işlemini öğleye kadar tamamlayın.”    (el-Vesail, c.2, s.47)

İmam Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Sabahleyin vefat eden kişinin öğlesini, akşama doğru vefat eden kişinin ise gecesini mezarda geçirmesini sağlayın.”     (Biharul Envar, c.81, s.254)

Cenaze Guslü ve Hikmeti

İmam Rıza (a.s.) yazılı olarak hayatını kaybeden kişinin cenazesine neden gusül verildiği sorulunca cevaben şöyle yazmışlardır:

“Cenazeye gusül verilmesinin nedeni, onu; hastalıklarından dolayı maruz kalmış olduğu kirlerden arındırmaktır. Zira o insan, ölümünden sonra melekler ve ahiret ehliyle karşılaşacaktır. Dolayısıyla Allah’a dönüşünde ve temizlik ehli olan meleklerle görüştüğünde, onların buna ve bunun onlara dokunduğu vakitte temiz ve pak olması daha güzeldir. Bölece temiz olarak Allah’a yönelebilecek, onun rızasını ve şefaatini dileyebilecektir. Bir diğer neden de, hayatını kaybeden insandan ölüm aşamasında kendisinden yaratılmış olduğu meninin çıkıp cenabet olmasıdır. İşte bundan dolayı ona gusül verilmelidir.”

(el-Vesail, c.2, s.79; Biharul Envar, c.81, s.297)

Cenazeye Gusül Verme Şekli

İlk önce cenazenin vücudu üzerindeki kir ve necasetler yıkanarak tamamen temizlenir. Sonra; birincisi sidir karışımlı suyla, ikincisi kafur karışımlı suyla, üçüncüsü de saf suyla olmak üzere üç defa gusül verilir. Bu üç gusül farzdır ve yukarıda zikredilen sıralamayla yerine getirilmelidir. Cenaze guslü aynı zamanda bir ibadettir, dolayısıyla Allah rızası niyetiyle yerine getirilir.

İmam Caferi Sadık Şöyle buyurmuştur:

“Cenazeye ilk sidir karışımlı suyla, ikinci, olarak kafur karışımlı suyla, üçüncü olarak da saf suyla gusül vermelisin.”

İmam Caferi Sadık (a.s.) cenaze guslünün şekliyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

“Cenazeye gusül vermek istediğinde onun mahrem yerini gömlek ve benzeri bir giysiyle kapat. Daha sonra cenazenin yüzünün kıbleye doğru olması için ayaklarının altı kıbleye olacak şekilde cenazeyi sırt üstü uzat. Bacakları düz ve açık değilse yapabildiğin kadarıyla bacaklarını zorlamadan açmaya çalış. Bunu yapmak mümkün görülmüyorsa öylece bırak. Sonra ilk olarak cenazenin avret yerini üç defa yıka. Daha sonra cenazenin başına yönelerek, ilk olarak başının sağ tarafını, sonrada sol tarafını nazikçe yıka ve gusül verirken sertlikten tamamen kaçınmaya çalış; baş kısmına yönelerek özenerek başını yıka; daha sonra cenazenin sağ tarafının sana dönük olmasını sağlamak amacıyla cenazeyi sol tarafı üzerine yatır; başından ayağına kadar yıka ve elinle sırtını ve karnını üç defa sıvazla. Sonra cenazenin sol tarafının sana dönük olmasını sağlamak için cenazeyi sağ yanı üzerine döndür; ve başından ayağına kadar ve üç defa karnını ve sırtını sıvazla. Bu işleri ilk olarak sidir, sonra kafur ve sonra da saf suyla olmak üzere her üç gusülde de aynı şekilde yerine getirmelisin.”

(el-Vesail, c.2, b.5; Furu-i Kafi, c.3, s.140, Tehzibü’l-Ahkam, c.1, s.446)

Cenazeyi yıkayan kişinin elini bir bez parçası veya eldiven gibi birşeyle örtmesi, cenazeye örtü altından gusül vermesi ve suyun aralıksız dökülmesi gerekmektedir.

Cenaze çiçek hastalığı veya yanma gibi yaralardan dolayı derisinin yüzülmesinden korkuluyorsa, yalnızca cenazenin üstüne su dökülmelidir veya gusül yerine teyemmüm uygulanmalıdır.

“Düşük ceninin azaları, tam olursa, gusül, kefen ve defin işlemlerinin yerine getirilmesi farzdır.”  (İmam Caferi Sadık, el-Vesail, c.2)

“Düşük olan cenin dört ayını doldurmuşsa ona gusül verilmelidir.”

İhramlı iken hayatını kaybeden kişi cenazesine kafurla hanut uygulanmaz. Şehitlerin cenazesine gusül verilmez, kefenlenmez, hanut yapılmaz ve sadece namaz kılınarak toprağa verilir. Ancak yaralı olarak çatışma alanı dışına götürüldükten sonra şehit olan kişiler normal cenaze işlemine tabi tutulurlar.

Ehlibeyt fıkhında karı koca ve henüz üç yaşını doldurmamış olan çocuk cenazesi haricinde, mahrem olmayan erkeğin yabancı bir kadın cenazesine, mahrem olmayan kadının da yabancı erkeğin cenazesine gusül vermesi cenazenin vücudu örtülü olsa ve ona dokunulmasa dahi caiz değildir. Eğer gusül verecek mahrem biri bulunmazsa gusül verilmeksizin kendi elbiseleriyle toprağa verilmelidir. Bu durumda gusül görevi kalkar. Eşlerin birbirine gusül verip kefenlemesi sakıncasızdır ve diğer kişilerden önceliklidirler. Cenazeye verilen gusül yeterlidir, üzerinde başka gusül borcu varsa boynundan kalkar. Gusülden sonra cenazeden bir şey çıkarsa guslü yenilemek gerekmez, yalnızca o yer yıkanır. Gusülden sonra cenazenin burnundan kan ve benzeri bir şey gelir ve cenazenin kefenine veya imamesine bulaşırsa kefenin o bölümü makasla kesilerek alınmalıdır. Cenazeye en yakın olan kişi yada cenaze sahibinin görevlendirmiş olduğu kişi gusül vermelidir.

CENAZEYE KEFEN GİYDİRİLMESİNİN FARZ OLMASI VE HİKMETİ

İmam Rıza (a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Cenazeye kefen giydirmek, hayatını kaybeden kişinin Rabbinin karşısına temiz bir vücutla çıkması, avret yeri cenaze merasimine katılan kişilere görülmemesi, insanların onun bazı istenmeyen hal ve çirkin görüntülerine şahit olmaması ve kalpleri böylesi şeyleri görmek nedeniyle katılaşmaması, hayattaki kişilerin gönlünde daha temiz ve sevimli kalması ve dostlarının ondan iğrenip nefret duymaması için farz kılınmıştır. Zira aksi taktirde, insanlar artık onun anısını ve sevgisini unutur; geride bıraktığı kimseleri ve vasiyetini gözetmez; yapılmasını istemiş olduğu ve sevdiği şeyleri ihmal edip görmezlikten gelirlerdi.”    (el-Vesail, c.2; Biharul Envar, c.81)

Kefen Kaç Parçadan Oluşur

Ehlibeyt fıkhında; kefenin farz olan bölümü üç parçadan oluşmaktadır. Bu üç parçaya; İzar (Peştamal), Kamis (gömlek) ve Lifafe (örtü) denir. İzar (peştamal), cenazenin göbeği ile dizi arasını tamamıyle örtmelidir; göğüsten dizlerin altına kadar ki kısmı örtecek ölçüde olması ise daha iyidir. Kamis (gömlek), omuzlardan baldırlara kadar vücudu tamamıyla kaplamalıdır; ayakların üzerine kadar örtmesi ise daha iyidir. Lifafe (örtü) ise, uzunluk olarak baş ve ayak uçlarından bağlanabilecek şekilde cenazenin başından ayak uçlarına kadar, genişlik açısından ise kefenin bir tarafı diğer tarafın üstüne gelecek şekilde vücudun tamamını kaplayacak şekilde olmalıdır. Bu, Kefenin farz olan kısmıdır. (Men La Yahzuru’l-Fakih, c.1, s.87)

Ancak cenaze bir erkeğe ait ise, ayrıca başına imame sarılması ve avret yerinin üzerine pamuk ve benzeri bir şey konduktan sonra kalçalarının bir bez parçasıyla birbirine sıkıca bağlanması, sünnettir. Kadın cenazesinde ise baş kısmının, başörtü yerine geçecek bir bez parçası ile bağlanması, göğsünün bir bez parçası ile sarılması ve erkek cenasesinde olduğu gibi, avret mahallinin üzerine pamuk ve benzeri bir şey konduktan sonra kalçalarının bir bez parçasıyla sıkıca birbirine bağlanması kefenin sünnetlerindendir.

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuşlardır:

“Cenaze, imame ve kalçalara sarılan bez parçası dışında üç parçayla kefenlenmelidir. Kalçaların bir bez parçası ile sarılması ise, cenazeden bir şey çıkmasını önlemek içindir. Bu bez parçası ve imame önemlidir, ama zorunlu değillerdir.”  (Furu-i Kafi, c.3, s.144)

Ehlibeyt fıkhında kefenin farz olan kısmı üç parçadan oluşmaktadır; sünnet olan kısmı ise, erkekte imame ve kalçaların bağlandığı parça olmak üzere iki parça; kadında ise, başörtüsü, göğüslerin ve kalçaların bağlandığı parçalar olmak üzere üç parçadır. Ayrıca, cenazenin taşındığı sırada kefenin açılmaması için, kefenin baş ve ayakuçlarından bir bez parçasıyla bağlanması da sünnettir.

Kefen Giydirme Şekli

Ehlibeyt imamlarından nakledilen hadislerde cenazenin kefenlenmesi işlemi şöyle açıklanmıştır:

“Cenazeyi kefenlemek istediğinde, önce lifafeyi (örtüyü) aç, onun üzerine kamisi (gömleği) aç; bunların üzerine de izar (peştamal) denen parçayı aç ve izarı dürerek kefenlemeye başla. Sonra ezilmiş kâfuru eline al ve cenazenin alnına ve diğer secde uzuvlarına sür. Ayrıca kafuru başından ayaklarına kadar bütün eklemlerine, boynuna, omuzlarına, dirseklerine, el ve ayakların bütün eklemlerine ve elin iç kısımlarına sür. Sonra kamis denen parçayı dür…

Cenazenin burun deliklerine, gözlerine ve kulaklarına ne pamuk tıka ne de kafur sür. Sonunda lifafe denen parça da dürülerek kefenleme işlemi bitirilmelidir. Bu üç parça dışında ayrıca sünnet olarak erkek cenazesine sarık sarılabilir, kadın cenazenin başına ise başörtüsü bağlanabilir ve cenazenin kalçaları sıkıca bağlanabilir.’’  (el-Vesail, c.2, Ebvabu’t-Tekfin, 1-4. Hadisler; Men La Yahzuruhu’l-Fakih, c.1, s.87)

Ehlibeyt fıkhına göre cenazeyi hanutlamak farzdır. Hanutlamak işlemi, cenazenin yedi secde uzvuna, yani secde ederken yere konan, alın, iki elin avuçları, iki diz kapağı, ve iki ayak başparmaklarına kâfur tozu sürülmesi anlamındadır. Bu, hanut işleminin farz olan bölümüdür. Ancak yukarıda değinildiği üzere, ayrıca cenazenin burnunun üzerine, boynuna, bütün eklemlerine, omuzlarına, koltuk altlarına ve göğsünün üzerine sürülmesi iyidir.

Hac ihramında hayatını kaybeden kişi için ise, güzel kokular tamamen haram olduğundan kafur sürülmesi caiz değildir.

Kefen ve Hanutla İlgili Diğer sünnetler

1-Ehlibeyt fıkhında; kefenin kenarlarına vefat eden kişinin ve babasının ismi (falan oğlu veya kızı falan şeklinde), yazılarak, kendisinin Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resulü olduğuna, Hz. Ali ve onbir pak evladının yüce Allah’ın Hz. Muhammed’den sonra yeryüzündeki hüccetleri ve velileri olduğuna inanıp tanıklık ettiğinin yazılması sünnettir.

2-Ayrıca kefen kumaşına, mümkün olduğu kadarıyla Kur’an ayetleri ve Allah Teala’nın bin ismini içeren Cevşen-i Kebir duasının yazılması da sünnettir.

3-Aynı şekilde cenazenin secde uzuvlarına sürülen kafur tozuna bir miktar da İmam Hüseyin (a.s)’ın türbetinden karıştırılması müstehaptır.

Ancak kefenin yazılı olan yerlerinin cenazenin avret mahalli gibi, saygısızlık sayılan yerlerine denk gelmemesi, keza türbet karıştırılmış olan kafurun da cenazenin ayak parmakları gibi, saygısızlık sayılacak yerlerine sürülmemesi gerekir.

4-Ehlibeyt fıkhında kefenin beyaz renkli, pamuk ve kaliteli kumaştan olması sünnettir.

Bir hadiste Allah Resulü şöyle buyurmuşlardır.

“En iyi giysileriniz beyaz olanlarıdır; öyle ise yaşadığınız sürece beyaz giysiler giyin; cenazelerinizi de beyaz kumaşla kefenleyin; çünkü beyaz giysi en iyi giysidir.”    (Biharul Envar, c.81, s.329; Furu-i Kafi, c.3, s.148)

İmam Sadık (a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Keten kumaş İsrailoğullarına aittir, onunla cenazelerini kefenlerlerdi; pamuk ise Muhammed ümmetine aittir.”   (Furu-i Kafi, c.3,s.149)

5-Ehlibeyt fıkhında uyulması tavsiye edilen diğer bir sünnet ise, cenazenin sağ ve sol tarafına, boynundan koltuk altına doğru, biri kefenin altından, biri de üstünden olmak üzere 30-40 cm uzunluğunda iki yeşil ağaç dalının konmasıdır. İmam Muhammed Bakır (a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Ağaç dalı yeşil olduğu sürece azap ve hesap ondan uzak kalır; cenazenin sorgulanıp azaba uğraması da sadece bir gün içinde ve bir anda gerçekleşir.”    (Furu-i Kafi, c.3, s.152; Biharul Envar, c.81, s.16)

6-Ehlibeyt fıkhında sünnet olan diğer bir iş ise insanın önceden kendi kefenini hazırlamasıdır. İmam Sadık şöyle buyurmuştur:

“Kendi kefenini önceden hazırlayıp da evinde bulunduran kişi, gafil insanlardan değildir ve kefenine her baktığında sevap kazanır.”  (Furu-i Kafi, c.3, s.256)

7-İmam Muhammed Bakır (a.s.) kendi ashabından olan Muhammed ibn. Müslim’e şöyle buyurmuşlardır:

“Cenazeyi kefenlediğinde mümkünse, kefenlerinden birinin namazlarında kullandığı temiz elbiselerinden birisi olmasını sağla, zira cenazenin namaz için kullandığı elbisesiyle kefenlenmesi müstehaptır.”    (el-Vesail, c.3, s.732)

CENAZE NAMAZI

Ehlibeyt fıkhında; dinden çıkmayan (mürted olmayan) ve Ehlibeyt’e karşı açıkça düşmanlık yapmayan (nasîbi olmayan) altı yaş ve üstünde olan bütün Müslümanların cenazelerine, mezhep ayrımı yapılmaksızın cenaze namazı kılmak, farz-ı kifayedir.

Doğumdan hemen sonra veya altı yaşına varmadan önce hayatını kaybeden çocukların cenazelerine ise, cenaze namazı kılmak sünnettir; ama ölü olarak dünyaya gelen çocuğun cenazesine, doğumdan önce canlı olsa dahi cenaze namazı kılmak sünnet değildir. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden olup da recmedilerek öldürülenlere ve kendi canına kıyanlara dahi cenaze namazı kılın. Ümmetimden olan hiç kimseyi namazsız bırakmayın.”   (el-Vesail, c.3, s.816)

İmam Sadık’a (a.s.) içkici zina ehli olan ve hırsızlık yapanlara da mı cenaze namazı kılmalıyız diye sorulduğunda: “Evet” buyurdular.

Ehlibeyt fıkhında; parçalanmış olan Müslüman cenazenin, sırf etten oluşan vücut parçaları gusül verilmeksizin bir bez parçasına sarılarak defnedilir. Kemik içeren parçaları ise, göğüs bölümünü içermiyorsa, gusül verildikten sonra kefenlenerek cenaze namazı kılınmaksızın defnedilir; göğüs bölümünü içeriyor ise gusül verilip, kefenlenip, cenaze namazı kılınarak defnedilir.

Cenaze Namazı Beş Tekbirle Kılınır

Diğer namazların aksine, cenaze namazında abdestli olma şartı aranmaz, Fatiha suresi okunmaz ve sonunda da selam verilmez. Çünkü selam bölümü rükû ve secdesi olan namazlara özgüdür. Abdest şartının aranmaması da bundan dolayıdır. Çünkü Allah’a her halükarda dua edilebilir, abdestli olma şartı yoktur.

Ehlibeyt fıkhında, Ehlibeyt ’in velayetine inanan müminlerin cenaze namazını beş tekbirle kılmak farz iken; velayeti kabul etmeyen diğer Müslümanların cenaze namazı, kendi uygulamalarına uygun olarak dört tekbirle kılınmalıdır.

İmam Sadık’a (a.s.) neden biz namazlarımızı beş tekbirle kılarken; diğer mezhepler dört tekbirle kılıyorlar, bunun sebebi nedir diye sorulduğunda şöyle buyurdular:

“Çünkü İslam’ın temelini oluşturan ilkeler beş ilkeden ibarettir: namaz, zekat, oruç, hac ve biz Ehlibet’in velayetini kabul etmek. Allah Teala her ilke karşısında bir tekbir farz kılmıştır ve siz bu beş ilkenin tamamına iman ederken; diğer mezhepler dördüne iman edip birini yalanlamışlardır. İşte bu yüzden onlar cenazelerine dört tekbirle namaz kılarken siz beş tekbirle namaz kılıyorsunuz.”   (Biharul Envar, c.81, s.343)

Cenaze Namazında Okunan Dualar

İmam Rıza (a.s.) Allah Resulünün kıldığı cenaze namazının ana hatlarını şöyle açıklamışlardır:

“Allah Resulü cenaze namazı kıldığında tekbir aldıktan sonra şehadet getirirdi; sonra tekbir alır, peygamberlere salavat getirip dua ederdi; sonra tekbir alır, mümin erkek ve kadınlara mağfiret dilerdi; sonra tekbir alır, vefat eden kişiye dua ederdi; sonra tekbir alır ve namazdan çıkardı.”    (Biharul Envar, c.81, s.339)

Bu cenaze namazının kısa şeklidir. Daha uzun dualarla kılınan cenaze namazı rivayetleri de mevcuttur.

Ölünün ruhu, cenazesinin teşyiinde ve gusül anında bizzat hazırdır. Gusledeni görür, teşyi edenleri görür ve konuşmalarını işitir. Bu yüzden ölünün etrafında fazla konuşulmaması, çok gidip gelinmemesi, zikir ve Kuran tilavetiyle meşgul olunması emredilmiştir.

Kabirde verilen ilk müjde şudur: “Allah, seni ve cenaze namazına katılanları bağışladı.’’

SEHER UMUT 

 

 

 

 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Yorum

  1. 1

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>