GERÇEKTE SUSUZ KALANLAR KİM?

Resim---Kopya

GERÇEKTE SUSUZ KALANLAR KİM?

Yeryüzüne gökten iki şey iner. Biri su, ikincisi vahy. Su bedenleri ayakta tutmak için, vahy ise ruhları ayakta tutmak içindir.

Her ikisi de yeryüzünün en sadık kuluna iner. Yağmur onun hürmetine yeryüzüne yağar. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler ondan yararlanır. Vahy ona iner. Ondan insanlığa yayılır. Yani her ikine de sebep yeryüzünün o andaki hüccetidir.

Ancak nankör, zalim ve azgın olanlar her nimeti görmelerine ve yararlanmalarına rağmen haindirler.

Üstelik hürmet göstermesi gerekirken, bir de saldırgandırlar. Ne ilahi makamı tanır, ne velayet makamını tanır, ne vahyi tanır, ne de insanlığı!

Fırat nehri onların hürmetine akarken, kendilerine yasak edilir. Günler süren susuzluk! Ateşler içinde, dudaklar çatlamış, halsizlik had safhada. Ali Ekber’in geri dönüp “susuz kaldım baba, takatim kalmadı” demesi, Ali Asgar’ın, susuzluğun verdiği ateşle artık sesinin kesilmesi, Rugayye’nin “su! su!” diye acı feryadı, su yolunda Abbas’ın kollarının kesilip “çocuklara biraz su “ demesi ile şehadet inlemesi… kulaklarımızda çınlar.

 Hangi haddini bilmezler bu kullara, Peygamber’in çocuklarına, yeryüzünün Halifetullah’ına su vermez…

İşte korkunç bir durum. Yaşamak için su, hayat bulmak için vahiy bunların hürmetine olduğu halde her ikisine de sed vurulur.

 İmam Hüseyin ile makam yarışına girerler. Kimse onun makamına ulaşamazdı ki…

Onu imam olarak değil, tağutları baş olarak görmek isterler. İmam’a göre değil, Yezid’e göre bir hayat çizmek isterler. İlahi vahye göre değil, Yezid’in nefsine göre yaşamak isterler. Dünyayı isterler…

Heyhat… Asıl susuzluk vahyiden susuz olmaktır. İmandan mahrum olmaktır. Rabb’ine olan sorumluluğu unutmaktır. Bunu anlamaktan uzaktırlar. Asıl kavuran ebedi ateş, kendilerini sarmaktadır. Farkında değillerdir.

İmam Hüseyin, sadık ailesi ve dostları bedenlerinin susuzluğunu tercih ederler. Ancak ruhları, sel olarak coşmaktadır. Çünkü vahy üzerinde sebat ederek, iman üzere en coşkulu halde çağlayanlar gibi çağlamaktadırlar. Dünyayı sattılar, ancak ruhlarını satmadılar. Ruhlarını bedenlerinin sınırlarına hapsetmediler. Özgür olup uçtular….

Muhalif taife ise Fırat’ın üzerine oturup bol bol su içtiler. Ancak dünyanın suyu onları çok yaşatmadı. Ruhları ise çoktan canlılığını yitirmişti. Çorak topraklar gibi kalpleri kaskatı kesildi. Bu su, onların ebedi ve kavurucu ateşini söndüremedi.

Gerçek susuzluk neydi? Vazgeçilmez olan su muydu? Yoksa İlahi meramı dillendiren vahy miydi? İşte imam Hüseyin(as)’i tasdik eden vahiyi görüyordu. Cennetin hiç bitmek bilmez suyu idi.

İmam Hüseyin (as)’i görmeyen veya görmek istemeyen ise dünyanın suyunu tercih etti. Fani ve arzularla dolu olan suyunu. Biri dünyanın içeceği idi, diğeri ahiretin.

İlahî model olarak imam Hüseyin(as)’i görürsen tercihini de doğru yaparsın. Görünüşte su yoksunluğu çeken İmam Hüseyin(as) ve sadık dostları idi, lâkin gerçekte susuz kalan, hem de ebedi olarak sudan yoksun olanlar suyun başında oturanlar idi…

Şimdi gerçekte susuz kalanlar kimdi? Elbette bunu anlamak ve uygulamaya koymak o kadar kolay değildi. Ancak 72 kişi farkına varmıştı. Ya biz?!

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>