GECİKEN SADAKAT

33_Kurani_Kerim

GECİKEN SADAKAT

Bir anne bebeğini terk etmiştir. Yıllar sonra ona karşı yaptığı haksızlığı fark edip, onun peşine düşer. Bebek artık genç bir kızdır. Annesi onunla beraber olmaya çalışır ve birçok fedakârlığa bürünür. O genç kız ne kadar annesini affettiğini söylese de annesiz geçen yılların yokluğunu, ızdırabını ve yoksunluğun insanda oluşturduğu her sonucu düzeltebilir mi? Geri dönüşüm yok ki yeniden başlasın. Bunun telafisi olmamaktadır.

Ya da diyelim ki bir erkek eşini aldattı. Ona başkalarıyla ihanet eti. Bunlar fark edilip birçok sorunlar yaşadılar. Sonra ayrıldılar. Bir süre sonra eş yanlış yaptığını anladı ve geri döndü. Yüzlerce özür diledi ve diyelim özürler de kabul edildi. Yine de yaşananların eşi, çocuğu, akrabaları arasında yaptığı tahribat düzelebilir mi?

Ya da diyelim İçmeye devam ettiniz. Bu sırada harcadığınız paralar, evdeki huzursuz geceler, bozulan sağlığınız ve çevrenizdeki birçok kalplerin kırıklığından sonra eğer daha büyük hatalar yapmamış olsanız da, bu aşamadan sonra içkiyi bırakmış bile olsanız yine de sorunlar çözülmüyor. Bozulan sağlığınız yerine gelmiyor, eşinize vurduğunuz tokat unutulmuyor, babasından utanan çocuğun kendine özgüveni gelmiyor, komşular sizi bu kimlikte mimliyor…

Ya da diyelim ki iş yerindesiniz. Mesai arkadaşınızla bir konuda birbirinize söz verdiniz. Bu sözünüzde durmamanın sonucunda arkadaşınız sizden uzaklaştı. Artık ne kadar dürüst olsanız da o arkadaşı kaybettiniz.

Hayatın içinden bu şekilde binlerce örnek verebiliriz. Hayatın bu yanlış tercihler yüzünden nasıl da karardığına yüzlerce tablo gösterebiliriz. Bunlar küçük örnekler tabi.

Birde hiç dönüşümü olmayan, dalgaları hem tüm evrene, hem de tüm çağlara yayılan hatalar var. Hatalar da demeyeceğim, suçlar diyeceğim.

Örneğin kabil yüzünden başlayan kardeş katilliği gibi, ırkçılığı çıkaran şeytan gibi, Putperestliği çıkaran Nuh kavmi gibi, ruhbanlığı çıkaran Hıristiyanlar gibi, peygamberleri öldüren İsrail oğulları gibi, cehaleti savunan Mekke müşrikleri gibi, Hz. Muhammed(saa)’i Gadir Hum’da dinlemiş gibi görünüp dinlemeyen sahabeler gibi,  Ehl-i Beyti defalarca katleden Müslümanlar gibi…

İmam Hüseyin (as) katledilmeden uzun bir süre önce Hz. Muhammed(saa), İmam Ali b. Ebu Talip(as), İmam Hasan(as) ve akabinde İmam Hüseyin(as) bu topluma çok nasihat ettiler. Ancak kulaklar duymuyor, gözler hakikate bir türlü açılmıyordu. Elbette her dönemin salih ve sadık şahsiyetleri var. Ancak çoğunluk dinlemiyor…

İmam Hüseyin (as) Medine’de, Mekke’de, çevre şehirlere gönderdiği elçileriyle güçlenen tağutu haber vermişti. Dinin, aklın, canın, malın, namusun ve tüm insanlık değerlerinin ayaklar altına alınacağı günlerin yaklaştığını bildiriyordu. Elbette bu günlere aşama aşama gelinmişti. Ama artık sınırın dayanılmaz olduğunu söylüyordu. Ancak kimse onu önemsemiyordu. Onu İmamları olarak görmüyorlardı ki. Bu yüzden ona karşı ilgisiz ve duyarsızlardı.

Kerbela olayı ile günler görünmeye, fesad içindeki canavarı aşikâr olarak göstermeye başladı. Sınır tanımaz zulümler tüm şehirlere yayıldı. Ne Allah’ın evi dediler, ne Resul’un evi dediler her yeri çiğnediler. Her ahlaksızlığı yaydılar. Her hürmeti yerle bir ettiler…

İmam Hüseyin (as)’in uyarılarını dinlemeyen bazı kalpler ve davetine geç icabet eden bazı kimseler, çok pişman oldular.  Toplanarak ayaklandılar. Keşke İmamınız sizi çağırdığında toplanmış olsaydınız. Ve olup bitenlerden sonra “ancak bu yolda ölürsek kendimizi affedebiliriz” dediler. Ne kadar pişman olsalar da, ne kadar ağır bedelleri göze almış olsalar da sorun çözülmedi. Ölümleri işe yaramadı.

Yeryüzüne rahmet olan İmam Hüseyin ve salih dostları hunharca öldürüldü. Onlar bir daha geri gelir mi? Esir edilenlerin yürekleri rahatlar mı? Şehirlerde dağılan aileler bu günleri unutur mu? Taciz olan kadınlar bunları atlatır mı? Gayri meşru olan çocuklar, bu psikoloji üzerlerinden atabilir mi? Evladını kaybeden anne, eşini kaybeden kadın, yetim kalan çocuklar bunları görmezden gelebilir mi?…

Tüm bu acılar bir tarafa bugün bile çektiğimiz acılar, fesada uğrayan kalpler, yitirilmiş hikmetler, bulanık yollar, kaybedilen umutlar, pençelerini insanların üzerinden çekmeyen tağutlar ve kaybedilen cennet günleri hep o gecikmelerin sonucu değil mi?

Diyeceksiniz ki “bizim suçumuz değil ki onların hatalarının bedellerini ben neden ödüyorum?”. O halde soruyorum şimdi sende de geciken bir sadakat yok mu?

Rabb’ine, Peygamberin Hz. Muhammed(saa)’e ve hidayet imamları olan Ehl-i Beyt(sa)’ine verdiğin ahidler nerede?

Zamanının önderi olan İmam Mehdi(as)’ye biat ettin mi, biatine itaat ettin mi? Yoksa sende tehir edenlerden misin? Son pişmanlığın işe yaramadığını hâlâ anlamayanlardan mısın?  Daha ne kadar tercihlerini sorgulamayacaksın?

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>