GADİR HUM GÜNÜ PEYGAMBER’DEN SON UYARILAR

Resim---Kopya

GADİR HUM GÜNÜ PEYGAMBER’DEN SON UYARILAR

18. zilhicce 631 yılında peygamber Hz. Muhammed (saa)’in, hacdan dönerken gadir Hum bölgesinde yaptığı uzun bir hutbesinden önemli bir noktaya değinmek isterim. Hutbedeki bölüm şu idi;

“Ey insanlar, bu Ali’dir, O benim kardeşim, vasim, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerinde halifemdir. Aziz ve celil olan Allah’ın kitabını tefsir etmekte, Allah’a davet etmekte, Allah’ı razı eden şeylerle amel etmekte, Allah’ın düşmanlarıyla savaşmakta, Allah’ın dostlarını sevmekte ve Allah’a isyan etmekten sakındırmakta benim yerime geçen kimsedir.

Allah Resulü’nün halifesi odur, Müminlerin Emiri O’dur, Allah tarafından hidayet edenlerin imamı odur. Nakisin (ahdini bozan Cemel ashabı) Kasitin (Zulmeden Muaviye taraftarları) ve Marikin’i (dinden çıkan Hariciler’i) Allah’ın emriyle öldüren odur.”

“Bu Ali’dir” diyen peygamber Hz. Muhammed (saa), Ali bin ebu Talib(as) hakkında başkalarında olmayan ilahî özellikleri saydı;

Birincisi; “O benim kardeşimdir…”

Hepimiz de biliyoruz ki Hz. Ali(as) peygamberin öz annesinden olan kardeşi değildir. Bu ifade amca çocuğu olduğu için de değildi. Nitekim bu ifadeyi diğer amca çocukları için kullanmamıştı. Çok ciddi gönül bağı olmasından da değildi.

Hz. İbrahim (as)’in sünnetullahı bir kez daha tekrarlanıyordu. Hz. Musa (as)için, kardeşi Harun ne ise Hz. Ali de kendisi için böyle idi. Ancak Hz. Harun peygamber olarak peygamberin vasisi idi, ancak Hz. Ali (as) imam olarak peygamberin yani kendisinin vasisi idi. Yani kardeş meselesi hep Menzilet olayına vurgu yapmak içindi.

İkincisi; “… Vasim,” Peygamber Hz. Muhammed(saa) kendi nefsinden bir şey söylemezdi. Vasisini seçmesi de yüce Allah’a dayanan bir konu idi. Ve kendi vasisi olarak Hz. Ali’yi göstermişti.

Üçüncüsü; “…. İlmimi toplayan,” Hz. Âdem(as)’den beri gelen bir miras vardı. Tüm ilahî ilimler kemâl ve hatem olarak Hz. Muhammed (saa) te toplanmıştı. O da bu ilmini Hz. Ali (as)’ye mirasçısı olarak bırakmıştı.

Nitekim “Ben ilim şehriyim. Ali de kapısıdır” demişti.

Şöyle düşünmemiz çok mantıksız olurdu. Bütün ilimler son peygamberde kemale erdi, sonra peygamber ile beraber o da bu dünyadan ayrıldı. Bu çok saçma olurdu. Yeryüzüne verilmiş bir nimet hiçbir sebep olmaksızın neden tekrar alınsın.

İşte imam Ali (as) bu ilmin de mirasçısı oldu.

Dördüncüsü; “ … Ümmetim arasında iman eden kimseler üzerinde halifemdir.”

Ümmet içerisinde iman edenlere halife idi. Kendisine inanmayanlara halife olamazdı. Ancak peygambere iman eden peygamberin halifesi olarak imam Ali (as)’yi görecekti. Başka halifeler gayri meşru oluyordu. Ne Allah teyit ediyordu, ne de peygamber. Peygamberin kendisi başkalarını halife olarak onaylamadıkları halde kendilerini halife olarak gösterseler bile bu Allah ve resulünün yanında geçerli değildi.

Beşincisi; “ ….. Allah’ın kitabını tefsir etmekte” .

Kur’an’ın tefsiri de onun yanına teslim edilmişti. Nitekim peygamber kendisine verilen her ilimden onu da bilgilendiriyordu. Bu yüzden hiç kimse peygamberden sonra onun kadar Kuran’ı bilemezdi. Allah ve Resulünün desteğini almış biri olarak kim onun seviyesinde olabilirdi.

Şimdi tabii şöyle bir soru gelebilir. Ya bugünkü tefsirler ne anlama geliyor? İmamete dayanmayan tüm tefsirler rey görüşüdür. Yani kişisel görüştür. Bu nedenle Kur’an’ın ilmi sadece “Peygamber ve vasilerin de vardır” diye inanmalıyız.

Altıncısı; “ … Allah’a davet etmekte”.

Gerçek(meşru) imamlar yani Allah ve resulünün bildirdiği imamlar (önderler) davetlerini sadece Allah’a yaparlar. Bu yüzden onlar insanları Rableri olan Allah’a yakınlaştırırlar. Ancak yalancı (gayrimeşru) imamlar yani Allah ve resulünün bildirmediği halde kendilerini topluma önder gösterenler ise kendi nefislerine çağırırlar. Bu yüzden tağut pozisyonundadırlar. Ve insanları rableri olan yüce Allah’tan uzaklaştırırlar.

Yedincisi; “….Allah’ı razı eden şeylerle amel etmekte” .

Yunus suresi/ 35. De ki: “Koştuğunuz ortaklardan gerçeğe hidayet eden var mıdır?” De ki: “(Ama) Allah gerçeğe hidayet eder. Gerçeğe hidayet eden mi, yoksa hidayet verilmedikçe kendi kendine hidayeti bulamayan mı uyulmağa daha layıktır? Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?”

Meşru imamların tek gayeleri Allah’ın razılığını kazanmaktır. Bundan başka amaçları yoktur. Ve kendisini takip edenlere de hep bu yolu göstermektedirler.

Sekizincisi; “ …. Allah’ın düşmanlarıyla savaşmakta, Allah’ın dostlarını sevmekte ve Allah’a isyan etmekten sakındırmakta”

Sevgi ve nefret ölçeği O’dur. Bu nedenle onu takip etmeyen dost ve düşmanı karıştırır. Ona tabi olan Rabb’inin dostlarını tanır, ona düşman olan Rabbinin düşmanı olur. Bu nedenle bu ölçek kesinlikle görülmelidir. Peygamber Hz. Muhammed (saa) ümmeti arasında başkası için böyle bir ölçek göstermemektedir.

Dokuzuncusu; “…. Benim yerime geçen kimsedir.”

Yani peygamberin konumu, makamı, insanlar üzerindeki hakkı ne ise imam Ali(as)’nin de konumu, makamı, insanlar üzerindeki hakkı odur. Sadece kendisine peygamberlik verilmemiştir. Bu nedenle ondan başkası peygamberin makamına, minberine, mirasına ve hakkına sahip değildir. Aksi takdirde bu gasp olur. Peygamberin sözlerine bir daha dikkat edelim.

“…. Benim yerime geçen kimsedir.”

Onuncusu; “…..Allah Resulü’nün halifesi odur,”

Bundan daha açık bir şekilde ifade edilemezdi. Ali bin Ebu Talip(as), hem yüce Allah’ın tasdik ettiği halifedir. Hem de Peygamber(saa)’in halifesidir.

On birincisi; “ ….. Müminlerin Emiri O’dur”.

Peygamber tarafından imam Ali için söylenen özel bir sıfattır. O “Müminlerin Emiri” dir. Bu durumda ondan başka hiç kimse müminlere emirlik yapma iddiasında bulunamaz. İnsanlar böyle düşünürlerse inandıklarını söyledikleri peygamberine karşı çıkmış olurlar.

On ikincisi; “Allah tarafından hidayet edenlerin imamı odur.”

Yunus suresi/ 35. De ki: “Koştuğunuz ortaklardan gerçeğe hidayet eden var mıdır?” De ki: “(Ama) Allah gerçeğe hidayet eder. Gerçeğe hidayet eden mi, yoksa hidayet verilmedikçe kendi kendine hidayeti bulamayan mı uyulmağa daha layıktır? Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?”

Tüm bu noktalardan sonra imam Ali(as)’yi o gün tam öğle sıcağında ısrarla gösteren ve belirten peygamber Hz. Muhammed (saa), ümmete çok önemli uyarılar da bulunur.

Bu tarihten sonra ortaya çıkacak üç hastalıktan bahseder. Evet, hususi olarak 25. Yıl sonraki dönemi anlatır. Ancak umumi olarak kıyamet kopuncaya kadar tüm süreç içerisinde bu üç önemli konu hakkında tüm ümmeti ısrarla uyarır.

Nakisin (ahdini bozanlar) grubu; İmam Ali(as) döneminde Cemel savaşı ile açığa çıkmıştı. Ancak bu anlayış mantığı orada kalmadı. Tarih boyunca imamete inandıkları ve onlara biat ettiklerini belirttikleri halde sözünde durmayanlar oldu. Diğer imamlar tarihini de bir bakın…

Bu günde imam Mehdi(as)’ye inandıkları ve ona söz verdikleri halde sözünde durmayan, ahdinden vazgeçen ve ona itaat etmeyen nice insanlar vardır. Bu çok önemli bir hastalıktır. Peygamberimiz bu tabloya karşı bizleri ta o günlerde uyardı.

Kasitin (Zulmeden)grubu;  İmam Ali(as) döneminde Muaviye ve taraftarları her türlü zulmü reva görerek Allah ve resulüne isyan bayrağını çekmişlerdi. Bu hastalık ta hususen o günlerde oldu. Ancak hastalık devam ediyor. Dünya hırsından ve nefsin hegemonyalarından bu günde inandım diyenler imamet çizgisinden uzaktırlar ve her türlü zulmü insanlığa reva görmektedirler…

Marikin (dinden çıkan )grubu; yine İmam Ali(as) döneminde haricilere işaret etmişti. Ancak bu mantık ta hâlâ devam etmektedir. Kuran bize yeter mantığıdır. Kendilerine vahy inmiş gibi kendileri Kur’an’ı yorumlayıp kendi kendilerine bir hukuk düzeni çıkarmaktadırlar. Yani peygamber ve vasilerini kabul görmemektedirler. Aynı hastalık ne yazık ki devam etmektedir.

İşte o gün, Gadir Hum gününde Hz. Muhammed (saa) bu üç hastalığa karşı tüm inananları uyarmıştı. Bu üç hastalığın bitişi de ancak ve ancak imam Ali ve onun makamını takip eden diğer vasi imamlar ile olacaktır.

Nakisin (ahdini bozan Cemel ashabı) Kasitin (Zulmeden Muaviye taraftarları) ve Marikin’i (dinden çıkan Hariciler’i) Allah’ın emriyle öldüren odur.”

Gadir hum günü Hz. Mehdi (as) de müjdelenmişti. Bu zamanın peygamber mirasçısı, Resulullah’ın halifesi İmam Mehdi(as)’dir. O halde bu zamanda bu üç hastalığı bitirecek olan da O’dur.

Bu nedenle kendimize dönüp bakmalıyız. Acaba bu üç hastalıktan bir tablonun mu içerisindeyiz yoksa İmam Mehdi (as)’nin yanında bu üç hastalıkla savaşacak olan mıyız?

Unutmamak gerekir, o gün söylenen ve teyit edilen İmam Ali(as) onları yendiği gibi İmam Mehdi (as) de bu hastalıkları bitirecektir. Bu yüzden nerelerde olduğumuz önemlidir.

 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>