EMEVİ İSLAM ANLAYIŞININ AİLE’YE YANSIMALARI

Resim---Kopya---Kopya-(2)

EMEVİ İSLAM ANLAYIŞININ AİLE’YE YANSIMALARI

Peygamber(s.a.a) ‘in vefatı ile başlayan süreçte, imamet ve hilafet birbirinden ayrılınca İslam’ın hayat felsefesi bin dereceden bir değişim geçirdi. Dünya işleri bir başkasına, ahiret işleri bir başkasına bırakıldı. Emevilerin başa gelmesi ile yaşanan süreçte de hilafet; saltanata dönüşünce bu ümmet on şiddetinde bir deprem daha yaşadı. Ve arkasından gelen arkçı depremler toplumun her kesimini vurdu.

Bunlardan etkilenen en önemli müessese, bir toplumun temel öğesi olan aile de, kendine düşen payı aldı. Çünkü merkezde alınan her karar en ücra noktalara kadar insanların hayatına hatta kalbine bile dokunuyordu. Örneğin İslam tarihinde ilk vergi yasasını çıkaran Muaviye acaba ailenin geçim ve yaşam şeklini etkilememiş olması mümkün müdür? Ya da yasaların çeşidi ve dozu insanların çizeceği hayat sınırlarını belirlemez mi?

Elbette merkezde alınan her karar çok önemlidir. Siyasi, ekonomik ve sosyal alınan her harar toplumun alacağı şekilde belirleyici temellerdir.

İşte bu noktadan bakarsak ve dikkat edersek merkezin duruşu çok önemlidir. Bu yüzden Hz. Hüseyin (as), Emevi hükümetinin pozisyonunu ve gerçek yüzünü aşikâr etmek istiyordu. Merkez tamamen İlahî yasaları terk etmiş, helal ve haram kuralları olarak kendi istek ve çıkarlarını belirleyici koymuş, güzel ahlak ve erdemler ayaklar altına alınmış, kendilerine olumsuz cevap veren her kesim korku ve baskı ile susturulmaya çalışılmış, kendine dost ve ahali olarak İslam düşmanları seçilmiştir.

Bu durumda toplumun hali bedbahtlıktan başka bir şey değildir. İşte böyle bir ortamda ailede yara almıştır. İslam ilkeleri terk edilince tekrardan cahiliye yaşantısına dönülmüştür. Asabiyet fikirleri hortlatılmış, ilişkiler tamamen çıkar ve nefsin beklentilerine yöneltilmiştir.

Böyle bir ortamda üst kesimde olan sınıf fesat ve lüks hayatın içinde boğulurken, halk ise isyan ve yokluğun içinde ezilmektedir. Üst düzeydeki kadınlar değer görse de halk tabanındaki kadınlar saygı görmemekte, hatta kullanılmaktadır. Çapkınlık yaygınlaşmıştır.  Bu ortamı oluşturacak her türlü şartlar hazırdır. Paraya ihtiyaç duyma ve isteklere otokontrol gereği duymama her iki cins açısından da ortam mevcuttur.

Paranın ve nefsin sesi çok evlilikleri ve gayri meşru ilişkileri artırmıştır. Dinin atmosfer basıncı ortadan kaldırılınca kadın ve erkek ilişkilerinin artmasına ve sınırların ihlal edilmesine neden olmuştur. Bu şekilde zinaya giden yollar açılmıştır. Zinaya giden yolların açılması, aile sorunlarını da arkadan getirmiştir. Korku ve baskı üzerine kurulan yönetim, ganimet ve haraç kapılarını artırınca aile üzerine kara bulutlar çökmüştür. Erkekler baskı altına alınınca dışarıya gösteremediği öfke ve tepkiyi evin içine yansıtmıştır.  Kadın ve çocuklar bundan payını fazlasıyla almıştır.

Zaten baskının artığı dönemlerde hem erkek hem de kadın açısından içe dönük bir aile yapısı ister istemez gelişmiştir. Ailenin korunması için erkek; kadın ve çocukları sıkıştırmaya, ailedeki her bireyin toplumsal sorumluluklarını ve sosyal yönünü kısıtlamaya zorlamıştır. Dışarıya gösterilemeyen tepki içe dönünce sosyal kimlik kişisel duruşa yerini bırakmıştır. Çünkü herkes kendini ve ailesini koruma derdindedir. Kendi çocuklarını, eşini ve akrabalarını tehlikelerden uzak tutmak en önemli kaygıları olmuştur. Hayat veren değerlerin korunması yerine canın korunması öne geçmiştir. Bu yüzden erkek çocuklarına talep artmıştır. Çünkü erkek çocuklarının çokluğu kuvvet olarak görülmüştür. Kız çocukları da böyle bir ortam için risk faktörü olarak sayılmıştır.

Hem babanın, hem annenin, hem de çocuk rollerinde sapmalar olmuştur. Babada sosyal kimlik yerini geçim derdi ve namus bekçiliğine, annede ev işlerine ve zaman dolduracak ama ucu kimseye dokunmayacak işlere, çocuklar da büyümeye bırakılmıştır. Çünkü merkezin baskısı ve emrivaki yasalar, ailedeki her bireyin rolünü vahy ve akıldan mahrum bırakmış, yerini kendini koruma ve hayatta kalabilme derdine düşürmüştür.

Böyle bir ortamda oluşan aile tipleri sıralanabilir.

-          Sefahat ve yönetim ahalisindeki kendi isteklerini yaptırma gücü olan elit aileler

-           Menfaat çerçevesinde hareket eden aileler

-           Korku ve din arasında kalmış taassuba bürünen aileler

-          Ahlak ve iman üzere hayattan vazgeçip, cahiliye hayatına dönen aileler

-          Kendilerini koruma adına içe dönen aileler

-          Ahlaki problemlerden dolayı parçalanan aileler

Bu dönemde İslam kaygıları ve sınırlandırmaları olmayınca karşı cinsler arasındaki rahat ilişkiler, eğlence organizasyonları, müzik dünyasının yayılması, gece hayatı öne çıkarılmıştı. Bu da elbette toplumun kadına ve aileye bakış açısını değiştirmiştir. İslam’a olan akide ve kültürel saldırılar ile de binlerce uydurulmuş hadisler ile kadın ve aile üzerinde istedikleri projeleri uygulamışlardır. İşte aile bu kadar darbe alarak, kör ve topal olarak yaşatılmaya, devam ettirilmeye çalışılmıştır. Hal hatır soranlara “hamd ederiz” denilen cevap “ idare ediyoruz” a gelen sözde mütevazi cevap olmuştur.

Emevi  zihniyeti ve Ehli Kitap sahipleri ile el ele tutuşmuş hâlâ aile kurumunu vurmaktadır. İşte bu darbeleri durdurmanın yolu iki şarta bağlıdır.

 Birincisi; toplumun beyni durumunda olan merkezin “ İlahî İrade” ye bağlanmasıdır. Çünkü merkezin aldığı karar denize atılan taş misalidir. Tüm dalgaları ile tüm topluma ulaşmaktadır. Anayasa Kur’an, izlenen kimlik Muvahhid olma kaygısı olmalıdır.

İkincisi;  merkezin doğru karar alabilmesi beslendiği ve kendine aldığı temel taşlara bağlıdır. En doğru beslenme Vahy ve Risalet pınarıdır. Eğer Vahy ve Risalet’e dayanmazsa her zaman bireysel ve nefsanî kararlar alacaktır. Bu da hayatı her alandan kuşatamayan kısır bir döngü içine çekecektir. İnsanların dünya hayatını karanlıklara sürüklediği gibi, ahiret hayatını da karanlıklara sürükleyecektir.

Merkezin sapma ve yanlışlıklarına rağmen umutsuzluk yoktur. Ailelerin takip edeceği “model aile” önündedir; Ehl-i Beyt. Vahy ve Risalet kucağında yetişen ve gelişen Ehl-i Beyt modeline bakarak, onların yükseldiği temeller üzerinde yoğunlaşarak, yine sağlam ve sağlıklı aileler oluşturulabilir.

Etki ve tepkiler üzerine bir aile oluşturup, birçok yanlış deneyim ve sonu başarısız olan imtihanları yaşamak yerine, hata yapmadan, yıpranmadan, pişman olmadan bir aile özlemine kavuşulabilir. Bu da ancak model aile olan Ehl-i Beyt’in tüm birey rollerini aile yaşantısına getirerek yapılabilir. Onlar da sistemlerin baskıları altında ve toplumun her hatasına rağmen Allah ve Resulü’nün razı olacağı bir aile kurdukları gibi, model aile olmayı da başarmışlardır.

İşte bu yüzden aile kurmadan önce Ehl-i Beyt tanımak ve aileye verilecek yapı modeli olarak takip edilmelidir. Emevi İslam’ının oluşturduğu toplum modelini içeriden bir yapılanma ile değiştirilebilir.

Ayrıca aile dört duvardan oluşan ve karşılıklı bir çıkara dayanan bir kurum değildir. Bir erkek, bir kadın ve çocuklardan oluşan bir topluluk yerine şöyle düşünülmelidir. Hedefini bilen, ortak amaç, ortak duygu ve düşünceler taşıyan, yakıtı insanlar ve taşlar olan o günün kaygısında buluşulan bir yuvadır.

Aile insanın en sevdiği ve beraber yaşamak istediği yakınlarıdır. Kanından, canındandır. En çok emek verdiğin ve emek gördüğündür. Candır, canandır. Bu yüzden yangından en öncelikli olarak aile kurtarılmak istenir. Ahiret hayatı ciddiye alınıyorsa, sözde İslam adı altında yaşatılan ve yaşatılmak istenenlere verilecek en güzel cevap kaleleri tutmaktır.  O kaleler ailelerdir. Buda canın korunması ile değil, dinin korunması ile olur. Aksi takdirde Hz. Hüseyin (as) eşini, çocuklarını, bacılarını, yeğenlerini ve diğer akrabalarını Kerbela sahasına götürmezdi.

Baskı, korku, taklid ve arzular üzerinden özgüvenlerini ve duruşlarını yitiren erkek ve kadınlar ile gerçek aile oluşturulamaz. Ya da dünyevi menfaatler üzerine bencil ve lakayt duran erkek ve kadınlar ile yine gerçek aile oluşturulamaz.

Aile; ailedeki bireylerin kalpleri üzerine kurulur. Bu yüzden bireylerin kalplerinin ne üzerinde durduğu önemlidir. Ancak istenen ve gerçek olan aile; yürekleri ve iradeleri sadece Allah ve Resulü’nün rızasını isteyenlerden oluşur. Ailedeki bilinçli her birey Allah’ın kendisine biçtiği rolü bilir. Bireysel ve toplumsal sorumluluğunun farkında olur. Dost ve düşmanlarını tanır. Allah yolunda neyin mücadelesini yapması gerektiğini tespit edebilir.

Aile, sadece malın mirasçısı değildir. İnanışın, değerlerin, ahlakın da mirasçısıdır. Bu yüzden Resulullah(s.a.a)’ın “Al’i Aba”ya işaret etmesi önemlidir.

Resulullah (s.a.a) kendi yolunun, ahlakının ve duruşunun mirasçısı olarak onları (Ehl-i Beyt’ini) göstermişti. Bu nedenle aile kimin mirasçısıdır ve kime, ne miras bıraktığı düşünülmelidir. Nesiller arasındaki bağlantı ailedir. Nesillerden nesillere değerleri aileler taşır.

Aile bir toplumun genleri gibidir. Ne kadar sağlam ve sağlıklı olursa, bu toplum o kadar sağlam ve sağlıklı bir ümmet olur.  işte bu nedenle Emevi zihniyetinin oluşturduğu hayat projelerini sahalardan kaldırmak, Resulullah(s.a.a)’ın gösterdiği yapılanma ile aileler oluşturmak zorunludur.

Tarih model olan ve model olmayan örnekler ile doludur. Bir aile nasıl kurulmalıdır, neler ile kuşatılmalıdır, beslenmesi nasıl olmalıdır, neyi miras bırakmalıdır, …

Aile ile ilgili tüm bu sorular doğru cevaplandırılmalıdır. Doğru cevap anahtarı da Resulullah(s.a.a)’ın elindedir. Bu seçeneğin dışındaki sunumlar da değildir.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>