“ ELİF” DEYİP GEÇME!

Resim---Kopya

Tevhid denince aklıma sembolik olarak “Elif” gelir. Çünkü bir ve tek olanı ifade eden en güzel temsildir.

Kıyam ve dik duruşu anlatırken de “ Elif” gözlerimin önüne gelir. Bir insanın ayakta dimdik duruşunu, emre amade hazır oluşunu yatar pozisyonda ya da eğri pozisyonda çizemezsiniz. Sadece yukarıdan aşağıya doğru bir çizgi çizersiniz.

İmamet düşüncesi, “ Elif” ve üzerindeki “ tenvinli üstün” ile başladı. Buradaki tefekkürüm imamete açılan pencere oldu.

Tüm Kur’an okuyanlar bilirler. İki üstün Elif desteksiz yazılmaz. “Neden?” diye düşünürdüm. Neden diğer harfler için böyle bir şey söz konusu değildi de, sadece Elif için söz konusu idi.  Hem “iki üstün” neden desteğe ihtiyaç duyuyordu? “İki üstün” neden böyle bir istekte bulunuyordu?

Anlaşılan o ki kendisini taşıyabilecek bir omuzdaş istiyordu.

Kendini direkt ifade edemez miydi? Demek ki ifade edemiyordu.

Sonra bu anlayış başka nerelerde geçiyordu diye düşünürken aynı anlayışın Kur’an için olduğunu fark ettim. Kur’an-ı Kerim de direkt inzal olmamıştı. Parça parça Resulullah (saa)’ın omuzlarına inmişti. İlahi kitap Kur’an, meramını anlatmak için kendisine destek olarak âlemlerin en güzel model örnek kulu istemişti. Dik, net ve pürüzsüz… “Tevhid” i haykıran en güzel duruş O’nda idi. Elbette omuzlarına taşıdığı iki üstün ile. Yani Kur’an ile.

Peki, Elif iki üstün yerine iki esre veya iki ötre taşısa ne olurdu?! Olacağı şu idi. Ya “ vav” harfine dönüşürdü, ya da “ ye” harfine. Demek ki Elif harfini sabit eden de üzerindeki iki üstün idi. Bu ikisi birleşince artık ayrı ayrı değerlendirmek imkânsızdı. Aynen Peygamber (saa) ve Kur’an gibi. İkisi birbirinden ayrılamaz bir ikili idi. İkisini ayrı ayrı düşünmek anlamı yok etmekti. Tevhid düşüncesini en güzel anlatan tablo bu idi.

Kıyamda olan Peygamber (saa) ve omzunda ilahî kitap Kur’an.

Şimdi?….

İmdi Kur’an var elimizde. Lâkin Peygamber(saa) yoktu aramızda. Evet, sözleri vardı ama kitabını taşıyan omuzu yoktu. Yolu vardı, ama kendisi değil. O halde Kur’an omuzsuz mu kaldı???

Böyle bir şey çok mantıksızdı. Tarih boyunca kitapları taşıyanlar vardı. Şimdi neden olmayacaktı?

Hem “ Kur’an’ı biz koruyacağız” derken, korumak nasıldı? Korunması gereken sadece lafız değildi. Aynı zamanda tevil denen çağrısı da korunmalı idi. Yoksa her insan yeni bir tevil, yeni bir tefsir yapacaktı.

Hem “ Biz koruyacağız” derken “ Biz” kimdi?

İşte tüm çağrışımlar tek tek bana hikmet kapılarını araladı. Anladım ki peygamberlerden sonra başka omuzdaşların olması şarttı. Peygamberlerin varisleri olmalıydı! Güzel ahlak için her baba varis kabul ediyordu, ilim için her âlim varis kabul ediyordu, Peygamber(saa) neden büyük emanetler ve yükümlülükler için vasi bırakamazdı. Hem de evrensel önderler olmalarına rağmen.

Bu büyük bir çelişkidir. Bu durumda tıkanıklık nerede idi?

 Tevhid’i algı sorunlarından koruyarak doğru ifade etmek ve kesintisiz haykırmak için Kur’an gibi omuzdaşların da devamlı olması şarttı. Kur’an omuzsuz kalmamalı idi. Bu kaçınılmaz bir gerçekti.

Yine “Elif” gibi dimdik duran, peygamber minberine oturmayı hak eden ve ilahi çağrıyı ifade eden…

Bu yüzden yüce Allah’ın onayladığı ve Peygamber (saa)’in bildirdiği biri/ birileri olmalıydı. Tarih, hadisler/ sünnet ve bizzat Kur’an’ın kendi satırları da bunu anlatıyordu.

Tüm bu sorulara cevap ararken imamet ile tanıştım. Ve anladım ki imamet mercisi; Risalet mercisinin devamı idi.

 Yani Kur’an’ın yeni omuzdaşları.

Dolayısıyla imam Ali (as), İmam Hasan (as), İmam Hüseyin (as), imam Zeynelabidin (as), İmam Muhammed Bakır (as), İmam Cafer Sadık (as), İmam Musa Kazım (as), İmam Ali Rıza (as), imam Muhammed Tâki (as), İmam Ali Nâki(as), İmam Hasan Askeri (as) ve en sonuncu olarak ahir zaman önderi İmam Mehdi (as). Hepsine selam olsun.

 Onlar Kur’anın tevillerini koruyan Peygamber(saa)’den sonraki taşıyıcılar… Peygamber (saa) ile başlayan bu sorumluluğu, onu temsilen imam Mehdi (as) bitirecekti. Şükürler olsun ki ben onları fark ettim ve onların haykırışlarını duydum.

Elbette duyan kulaklarım değil, duyan kalbim idi.

Ve şimdi tek dileğim zamanımızın Elif’i yani İmam Mehdi (as)’nin yanında olabilmek. Kıyamda dimdik ve hazır olarak…

 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>