“DUR, YETER ARTIK!” DER KERBELÂ

resim-kopya

“DUR, YETER ARTIK!” DER KERBELÂ

18 zilhicce, Hac’dan dönerken,

 Hem de ihramdan yeni çıkmışken,

Peygamber(s.a.a), günün ortasında

Güneşin en kızıl, tepede olduğu bir anda

Yüz bin küsur kişiyi bu sıcakta

Tam da herkesin memleketine döneceği kavşakta

Neden tutuyor acaba, her şeyin farkına varılsa da? 

Hacıların gözleri O’na kilitlenmiş,

Çok uzun bir hutbe, konu ağır galiba!

Herkesin bir açısı var, değişik değişik

Kabınca, kalbinin frekansınca

Her bir göz farklı bakışlarda.

O’nun ölümünü beklerken kimisi,

Kimisi de O’nun için ölmek ister hiç düşünmeksizin. 

Kafirlerin ümitleri tükenirken ebedi

Müminler müjdelenir velayet ile.

Ve son nokta Peygamber’den;

“Ben kimin Mevlası isem; bu Ali de onun Mevlasıdır”.

Kemâle erer, tamamlanır din Maide’den. 

Hased ve iktidar çamurunda

Doğmaya başlar fitne ve fesat tam burada,

Filizlenir Sakife’de yetmiş üç gün sonra

Meyve vermeye başlar dehşet ve vahşet

Şeytana iş kalmaz, çünkü kurt meyvelerde. 

Gadir-i Hum günü tabi olanlar biat çadırında,

 Saf saf olur savaş meydanlarında

İmam(sa)’ına okur  meydan,

İnkâr etmeden, cesaret ve arlanmadan,

Öyle ki İmam Ali ;“Gözümde diken, boğazımda kemik”

Az bir zaman kala “kurtuldum” der, Rabb’ine ulaşmadan. 

Biricik İslam adı altında, bin anlayış ile

Sözde peygamber çok sevilerek.

Beraber çıkılan bu yolda çiğnenir sünnet

Din tarumardır pervasızca, sadece dillerde

 Kur’an okunur bir de, Allah bilinerek. 

Yine de fitne durmaz, büyüme devam etmekte

Ne Fatıma(sa)’nın kanı, ne Muhsin(sa)’in,

 Ne Ali(sa)’nin kanı, ne Hasan(sa)’ın,

Ve yanında binlerce akan müslümanın… 

Az mı gelir zulüm, sözde Müslümanlar

Ne ayet durdurur onları, ne peygambere verilen sözler

Kalplere içirilmiş ya korku ya da dünya sevgisi

Artık görmüyor hakkı ne kalpler, ne gözler. 

Nasıl olmalı, nasıl vuslat bulmalı?

Gece ve gündüz birbirinden kopmalı.

Daha ne kadar zulüm ve akmalı kan

Ağlayan Kur’an ve saptırılan Risalet her an!

Tahammülü kalmayan İmam Hüseyin(sa)

Hamaset elbiselerini giyer, koyulur yola

Hüccetin tamamlandığını haykırır dört bucağa. 

 “Hakla amel edilmediğini, batıldan sakınılmadığını görmüyor musunuz?”

 “ Ne zillet eli veririm, ne de köle gibi kaçarım!”

İşte Kerbela, karanlık en zirve

Bu ümmetin uyanması için Muharrem onuncu gece.

“Ben ölümü saadet bilirim, zalimlerle beraber yaşamayı zillet!”

Olur, büyük bir şamar Hüseyin(sa)’in şahadeti. 

Ve en nihayet uyanır bir kısım insanlar

Anlaşılır Hak ve batılın karmaşıklığı

Vicdanlar sızlanır, başlanır tövbeler

Elbette nasibi olanlar, affa layık görülenler için.

Yoksa ne fitne durdu, ne de zulümler

“Yalın olan Gerçek” sadece farkına varılan. 

Kerbela bir ders oldu, hidayet yolu

Gerçek Müslüman ile sözde Müslümanın farkı

İşte bu ders aşikâr olarak Kerbela’dan sonra

Her dâim olacak O’nunla ve yanında olanlarla. 

Kur’an tek ışıktır gizlenilmemeli tevili

Emanet gerçek sahibine verilmeli.

Sistemlerden ve sözde güçlülerden değil

Hele bana göre, sana göre hiç değil

 Peygamber ve Ehl-i Beyt’i bu dinin ehlidir, bu bilinmeli! 

Gerçek Müslüman olmak isteyenlere bir fırsat daha

Elbet imam Hüseyin(sa)’in taraftarı ve yanında durarak.

Meydan okuma şerefi mutlak olarak istenmeli,

Ümmetin hataları ve fitneleri hazmedilmemeli,

Ezberlerden kurtulmak her şeyden önce

Gayret ve izzet onuru istenerek… 

Önce okuyun Kerbela’yı doğru!

Peygamber yolu sende hayat bulmalı,

Allah rızasında isen kararlı ve ısrarlı

İmam Hüseyin(sa)’in yanında ol,

 “Dur, Yeter Artık!” de! Vakit çok geçmeden!

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>