DEĞİŞİMLER ARASINDA HAKKI GÖREBİLMEK

Resim---Kopya

Kendime zaman zaman sorarım…

Ceddinin yolunu kaybettikten sonra İsrailoğulları; ellerinde Tevrat olan Hz. Musa(as) ile başlamışlardı yeniden Tevhid yoluna. Birçok süreçlerden sonra apayrı bir imtihana daha girmişlerdi. Hz. Musa(as)’nın başlattığı bu yolu Hz. İsa (as) yeni bir versiyon ile devam edecekti. İsrailoğulları eğer Tevhidi anlamış iseler Hz. İsa (as)’yı kabul edip yola devam edeceklerdi. Yok, eğer Tevhidi iyi anlamamış ve kabullenmemiş iseler Allah’ın peygamberi Hz. İsa (as)’yı inkâr edeceklerdi.

Eğer yolu görememişlerse kişilere ve şekillere takılacak ve sınıfta kalacaklardı.

Şimdi özeleştiri yapıyorum ve kendime soruyorum. Eğer ben böyle bir toplumda yaşasaydım, acaba ben neyi tercih ederdim?

 Allah tarafından seçilmiş ve örnek gösterilen kişiler dışında kişilere ve şekillere takılsaydım, taassup ve şartlanmışlık beni de kuşatırdı. Dolayısıyla ben de doğruyu tercih etmez, Hz. İsa(as)’yı inkâr ederdim. İnsan inancının amacını, maksadını ve yolunu iyi kavrarsa şekillere, kültüre ve kişilere aldanmaz.

Aynı imtihan peygamber Hz. Muhammed (saa) döneminde de olmuştu. Medine’de kıble değiştirilmesi sürecinde. Bazı kimseler Peygamber(saa)’e hiçbir sıkıntı duymaksızın itaat ettiler. Çünkü amaç ve yolu iyi kavramışlardı. Bazıları ise olayı kavrayamadılar. Ve kıble değişimi sınavlarında kaybettiler. Elendiler ve cahiliye hayatlarına geri döndüler.

Ve bu çağımızda yine bir imtihan yaşıyoruz. Atalarımın bana sunduğu yolda yürüyordum. Alışkanlıklar ve ezberler beni sarıp sarmalamıştı. İslam tarihini okuyunca bazı kırılma noktalarını fark ettim. Risalet ve imamet çizgisi olan Ehl-i Beyt mektebi ile tanıştım. Alışkanlıklar, ezberler ve çevre baskısı her yandan beni sarmışlardı.

 Diğer taraftan da Rabb’im bana bir kapı aralamıştı. Ya içeri girecektim. Ya da geri dönecektim. Bu çağın önderi de İmam Mehdi (as) idi. Ya O’na biat edecektim ya da O’nu red edecektim.

Tek yaratıldığımı, tek mezarıma gireceğimi ve tek hesap vereceğimi düşününce cesur olmam gerektiğini düşündüm. Ve içeriye bir adım attım. Arkasından birçok pencereler açılmaya başladı. Hâlâ da açılmaya devam ediyor. Tüm muhalefetlere ve kendi içimdeki engellere rağmen bir seçim yaptım. Bu dinin sahibi, rehperi ve kitabı vardı. Bu yüzden kendimi kendime ve çevreme bırakmadım. Kıble değişim ayetini bende kendi üzerimde gerçekleştirdim. Şimdi diyeceksiniz; kıbleler ayrı mıydı ki? Kıble bir gibi düşünülebilirdi ancak algılar ve yol apayrı idi. Yol çok değiştirilmiş ve bir kisveye hapsedilmişti.

Ezberler ve taassuplar beni yenemedi çok şükür. Ne İsrail oğullarındaki rehber değişimi gibi, ne de peygamberin kıble değişimindeki yön meselesi gibi çağım beni hakkı görmekten alıkoyamamıştı.

 Tüm peygamberlerin tasdiki olan Hz. Muhammed (saa) ve O’nun mirası üzerinde duran mirasçısı Hz. Mehdi (as)’nin ışığını yakalayabilme, O’nun yanında olabilme şansım olmuştu.

 Ne yapmam gerektiğini, nasıl yapmam gerektiğini biliyorum artık. Bu yolun sonu bana meçhul görünmüyor çünkü… Benden önceki yolu da görüyorum, benden sonraki yolu da görebiliyorum artık.  

Şimdi kalbim çok mutmain çok şükür!

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>