BİLİN BAKALIM BEN KİMİM?

resim-kopya

HARUN OLDUĞUM İLAN EDİLDİ

Ben aşkı ondan öğrendim. Büyük bir teslimiyetle yapmamız gerekenleri yapmaya devam ediyorduk. Ayetler bizimle can buluyordu. Resulullah’ı yine çok heyecanlı gördüm. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Biraz da bitkin. Anlaşılan o ki Cebrail (as) yine evimize misafir olup, emaneti olan vahiyi bildirmişti.
“ En yakın akrabalarını uyar” emri gelmişti. Bu bir “İnzar ayeti” idi.
Şuara Süresi/ 214-216 “ (Önce) en yakın akrabalarını uyar. Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir. Şayet sana karşı gelirlerse deki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım.”
Muhammed Resulullah (s.a.a)gelen vahiyleri bildirmek için bana yemek hazırlıkları yapmamız gerektiğini söyledi. Anlaşılan akşama büyük bir davet vardı. Bütün Abdulmuttalip oğullarını yemeğe çağırmamı istedi. Ben de herkese haber götürdüm. Akşama hepsi geldiler. Yaklaşık kırk kişiydiler. Aralarında babam, amcam Hamza ve Ebu Lehep de vardı. Yemek sırasında amcam Ebu Lehep aksi çıkışlar yapmıştı. Resulullah (s.a.a) konuyu açma ortamı bulamamıştı.
Bir başka gün yine yemek davetini tekerrür ettik. Hz. Muhammed (s.a.a) bu sefer bu imkânı bulmuştu. Yemekten sonra ayağa kalktı.
Benim yüreğim adeta titriyordu. Onu yine üzecekler diye. Çünkü geçen davetten sonra onun üzüldüğünü, mahzunlaştığını görmüştüm. Bunun bir daha tekrarlanmasını istemiyordum.
Resulullah (s.a.a) konuşmaya başladı.
“ Araplar arasında kavmine, benim size getirmiş olduğumdan daha iyi bir şey getireni tanımıyorum. Ben sizin için dünya ve ahiret hayrını getirdim. Rabbim sizi O’na davet etmemi emretti. Şimdi aranızdan kim bana yardım edecek olursa o aranızda benim kardeşim, vasim ve vezirim olacaktır.”
Herkes susmuştu. Kimse cevap vermiyordu. Resul’ün gözleri hiç kıpırdamadan karşıya bakıyordu. Âlemlerin efendisine olumlu cevap gelmiyordu. O bu davanın, bu hayatın anlamının kalbiydi. Nasıl cevap vermezlerdi. Onun her sözü, her davranışı bize hayat veren adımdı. Onun en yakınında olmalıydık. O kalbe en yakın atar damar(Aort) olmayı ben istedim büyük bir heyecanla.
O, hayata can verecek en temiz kanı üretecekti. Ben de o temiz kanı etrafa iletecektim. Yani onun emirlerini yürürlüğe koymak için her türlü desteği verecektim. Onun sağ kolu olacaktım. Onun yolunu devam ettirecektim. Her şartta ve zamanda onun yanında, arkasında olacaktım… Bu büyük bir ahitti.
Yavaşça küçük yaşta olmama rağmen, aralarından süzüldüm ve ben ellerimi kaldırdım. “ Ey Yüce Allah’ın Elçisi! Ben sana yardımcı olacağım!” dedim. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) o şefkatli ve emin gözleri ile bana baktı ve şöyle buyurdu.
“ Bilin ki bu Ali, aranızda artık benim kardeşim, vasim ve vezirimdir. Onun sözünü dinleyin ve emrine itaat edin.”
O an kalbim duracaktı sanki. Âlemlerin efendisi gözleri ile beni yutacak sandım. O kadar mutlu oluvermişti ki. Sanki kendini boğan tüm o bulutlar bir anda dağılıvermişti. Bu ortamı hiçbir ifade ile anlatamam. Ancak orada olmanız ve bu anı yaşamanız gerekirdi beni anlamanız için.
Böylece Resul’ün davasındaki en yakın kilit ben oluvermiştim. Beni vasisi ve veziri yapmıştı. Bundan ötesi Musa (as) için Harun (as) ne ise, beni de öyle ilan etmişti.
SALÂVAT NEDİR? HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
“ Allahumme salli ala Muhammed ve ali Muhammed.”

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>