BEKLEMEK BİR DURUŞTUR

303488_447669148579901_1063453862_n

BEKLEMEK BİR DURUŞTUR

Her varlık ve arasında her insan son perde olan kıyamet sürecine doğru gidiyor. Ölü veya diri fark etmez bu sürece dahildir. Bu süreci başlatacak olan yüce Allah’ın izniyle, İmam Mehdi(as)’nin eliyle olacaktır. Bu nedenle Allah’a yakinen inanan her mümin İmam Mehdi(as)’nin konumunu görür. Ve o sürece yüzünü döner ve hazırlanarak bekler…

Dolayısıyla bu bekleyiş, sadece bu zamanın yaşayanlarını ilgilendirmemiştir. Tüm zamanları kuşatan bir bekleyiştir. Tüm çağları ilgilendirmiştir. Hem yaşayanları hem de berzah âleminde bekleyenleri… Hatta melekleri bile ilgilendirmektedir bu bekleyiş…

Çünkü “inna lillah ve inna ilayhi raciun” süreci, dünya hayatının son, ahiret hayatının ilk aşamasıdır imam Mehdi(as).

Hz. Âdem(as); “ Hz. Muhammed ve Ehl-i Beyt’i hürmetine” derken, bu konuda kapsama alanındaydı. Hz. Adem (as) kendisine ilim verildiğinde dünya hayatının son ufku olan Hz. Muhammed(saa) ve son varisi İmam Mehdi (as) kendisine bildirilmişti. Bu nedenle Hz. Muhammed ve Ehl-i Beyt’i hürmetine” derken hem zirvedeki en kâmil ilahi rızayı celbetmiş kullar hemde ilahi huzura dönüş olarak dünya sürecine son noktayı koyacak kulların “ Onlar” olduğunu biliyordu. Bu nedenle onlara doğru yönelmiş ve isimlerini zikretmişti. Duruşu şu idi. “Hem beni kemâlat zirveye taşı, hem de geri dönüş zamanı bizi aynı tarafta eyle ya Rabbi” demekti.

Bu nedenle o da bu süreci bekliyordu. Bu kapıyı aralayan Hz. Muhammed ve onu temsil eden Ehl-i Beyt’inin son halkası İmam Mehdi(as)’yi. Rabb’inin rızasını istemenin ve mutlu bir dönüşün tek çaresi bu kapı idi. Hedef Allah’ın rızası idi, lâkin bu rızasının pratize hali yani hareket metodu olarak gözlerini ve gönlünü bu kapıya odaklamıştı. Dolayısıyla bu sürecin bir parçası olmak için çabaladı.

 Bu nedenle inananlar, hep aynı yöne kanalize ediliyordu.

İleri ki dönemlerde Hz. Nuh (as) da aynı duruşu gösteriyordu. Her seçilmiş olan ve yanında duranlar bu yoldan geçiyordu. Bireysel ve sosyal duruşları bu yolun bir parçası idi. Yolculukları bu kâmil binanın oluşmasındaki tuğla gibiydi. Son süreci ve bunun baş failleri olarak.

 Hz. Muhammed ve Ehl-i Beyt’ini elbette son vasi İmam Mehdi’yi beklemek sadece gözlerin yola revan olması değildi. Tüm mücadeleleri ile bu kemâlat sürecin bir parçası olmaya çalışıyorlardı. Bu nedenle her peygamber ve vasisi, bu son süreçten haberdardı. Bu nedenle bekliyor, bildiriyor, buna doğru hareket ediyor, gayretleri ile bu yolun aşamalarını gerçekleştiriyorlardı.

Hz. Musa (as) İsrail oğullarını yönlendirirken bu süreçten bahsetmemiş miydi? Zannediyorsunuz. Daha peygamber Hz. Muhammed gelmeden 500 yıl önce İsrail oğullarının Mekke hicaz bölgesine yerleşmenin sebebi bu değil miydi?

 Hatem peygamberi ve insanlığın maruz kalacağı son süreci yaşamak. Bunu bekliyorlardı. Ancak Hz. Musa (as)’ya doğru dürüst icabet etmeyenler, nitekim Hz. Muhammed (saa)’e de doğru icabet etmediler.

Hz. Musa (as), Hz. Muhammed ve Ehl-i Beyt’inin tüm üyelerini tanıtırken boş beklemedi. Hz. Musa(as) nın gayretleri aşikârdır tüm ayetlerimizde. O halde beklemek oturmak değildi. Beklemek bir duruş, bir mücadelenin adı idi. Bir müjdeyi beklemekti ve ona hazırlık yapmaktı. Aynen Hz. Adem (as) gibi. İnna lillah ve inna ileyhi raciun sürecinin sonunda İlahi rıza’ya kavuşmaktı.

Hz. İsa (as) da bekliyordu bu süreci. Müjdeliyordu insanları “ Faraklit” gelecek diye. Neden? Kendisi bir peygamberdi ve zamanının insanlarının gözleri önündeydi. Ancak kendisi de bu sürecin bir parçası idi. Hz. Muhammed (saa) ve vasilerinden haber verirken, diğer taraftan O’nun son temsilcisi Hz. Mehdi(as)’nin arkasında bizzat durup sürecin şahitlerinden olacaktı. Hz. İsa(as) bu son süreçte aktif rol alacağına rağmen hiç boş durmadı. Halk ile iç içe ve son derece gayretli idi. Çünkü son sürecin bir parçası olmalı idi ve müjdeye kendisi koştuğu gibi, inananları da koşturmalı idi.

Hz. Muhammed (saa) ‘in kendisi tüm peygamberler arasından seçilmiş en zirvedeki makamdaydı. İlahi rızayı en güzel celbetmiş, en güzel kuldu. Ve hatem idi. Buna rağmen peygamberlik olarak son olmasına rağmen yine beklemedeydi. Ehl-i Beyt’ini müjdelerken bunu da hatırlatmış oluyordu. İnna lillah ve inne ileyhi raciun sürecini kendi adına kimin yapacağını bildiriyordu. Bireysel ölüm olmuş olsa bile berzahta bekleyenler ve yaşayanların hepsi. Son tercihlerini ve şahitliklerini yaparak kıyamet olacaktı. Madde âlemi bitecekti. Ve nihayet ilahi huzura durulacaktı.

Bu nedenle kendisinin başlatmış olduğu şeriatı ve ilk seçilmişten gelen yolu, vasileri sürdürecek ve son temsilcisi imam Mehdi (as) de son noktayı koyacaktı. Bu nedenle onunla ilgili çok haber vermişti. Haberlerden sadece ikisini buraya alıyorum.

Abdurrahman b. Ebu Leyla’nın rivayet ettiğine göre babası şöyle dedi: Hz. Peygamber (s.a.a), Hayber Savaşı’nda İslâm’ın sancağını Ali’nin (a.s) eline verdi ve Allah onun elinde Müslümanlara fetih bağışladı. Sonra Gadir-i Hum denen yerde Hz. Peygamber, Ali’nin, kadın-erkek bütün müminlerin önderi olduğunu bildirdi. Hz. Peygamber sözlerine devam ederek Ali’nin, Fatıma’nın, Hasan’ın ve Hüseyin’in bazı faziletlerini saydı ve sonra şöyle dedi:

Cebrail bana haber verdi ki, Ehl-i Beyt’im benden sonra zulme uğrayacak. Bu zulüm onlardan olan Mehdi ortaya çıkıncaya, onların şanı yücelinceye ve İslâm ümmeti onları sevmekte birleşinceye kadar devam edecektir. O dönemde onları kötüleyenler azalacak, sevmeyenleri zelil olacak ve övenleri çoğalacaktır. Bütün bunlar ülkelerin değişmeye uğrayacağı, kulların zayıf duruma düşeceği ve Mehdi’nin çıkmasından ümit kesileceği bir dönemde gerçekleşecektir. İşte o zaman benim soyumdan olan Kaim, bir kavimle ortaya çıkacak ve Allah, bu kavim aracılığıyla hakkı üstün getirip onların kılıçları ile batılı söndürecektir… Ey insanlar, Mehdi’nin çıkışı ile müjdelenin. Çünkü Allah’ın vaadi gerçektir, boşa çıkmaz. O’nun hükmü geri çevrilmez. O, her şeyi hikmet üzere yapar ve her şeyi bilir. Allah’ın fethi yakındır.

( Yenabiu’l-Mevedde, s.440)

Huzeyfe b. Yeman şöyle diyor:

Bir gün Allah’ın Resulü bize hitap etti ve bize kıyamet gününe kadar neler olacağını anlattı. Sözlerinin devamında: “Eğer dünyanın sadece bir günü kalsa, Allah o günü benim soyumdan olan ve ismi benim ismimin aynı olan bir kişiyi gönderinceye kadar uzatır.” dedi. Selman-ı Farisî, ayağa kalkarak: “Ey Allah’ın Resulü, o kişi hangi torununun soyundan gelecek?” diye sordu. Hz. Peygamber eli ile Hüseyin’e dokunarak: “O kişi bu torunumun soyundan gelecek.” karşılığını verdi.

( el-Beyan fi Ahbar-i Sahib’iz-Zaman, Hafız Ebu Abdullah Muhammed b. Yusuf b. Muhammed Nevfelî, s.129)

Kendi vasileri ve İmam Mehdi (as)’yi haber verirken o da bekliyordu bu süreci. Ancak beklemek gayretti. Yapılması gerekenleri yapmaktı. Kendine çağrı yapıyordu Allah’ın elçisi. Tahrif edilmiş yolu yeniden açıyordu. Ancak son noktanın kendisi olarak değil, son vasisi imam Mehdi (as) ‘yi bildiriyordu. Son vasiye ulaşıncaya kadar aradaki vasilerini de sayıyordu.

İşte Hz. Muhammed(saa)’in ilk vasisi İmam Ali (as) idi. O da imam Mehdi (as)’yi bildiriyordu. Belli ki o da beklemedeydi. Hâlbuki Hz. Peygamber ile beraber yaşamıştı ve kendisi de Hz. Âdem(as)’den beri övülen ve hürmeti tanınan birisi idi. Ancak konunun başka bir boyutu vardı. Allah’a dönüş sürecinin madde âlemindeki son noktası İmam Mehdi(as) hatırlatıyordu. İman böyle bir şeydi. Yaratılış sürecinden geri dönüş sürecine kadar tüm sıratı müstakimi görebilmekti. Galu bela da gösterilen teslimiyet, dünya da ispat ediliyordu. İlahi vaadlere ulaşmak için gerekli son aşama bekleniyordu. İşte bu nedenle boş durulmuyordu. Hem bekleniliyor müjde, umuda son derece olan bir güvenle, hem de bu yolda gayret gösteriliyordu. İmam Ali(as)’nin mücadelesi, anlatmak ile bitmez. İmam Ali(as) şöyle buyurmuştu bir haberinde.

“Sonunda yüce Allah bunalımlı bir dönemde ve insanların haberi olmaksızın ahir zamanda bir adam gönderir. Allah bu adamı melekleri ile destekler, taraftarlarını korur, mucizeleri ile kendisine yardım eder, onu bütün yeryüzü halkına egemen kılar. Öyle ki, herkes isteyerek veya istemeyerek itaat eder. O, yeryüzünü adalet, hakkaniyet, nur ve burhan ile doldurur. Yeryüzünün bütün ülkeleri ona boyun eğip itaat eder. Ona inanmayan hiçbir kâfir, onunla barış yapmayan hiçbir zorba ve bozguncu kalmaz. Egemenliği altında yırtıcı hayvanlar bile barış hâlinde yaşar, yeryüzü ürününü bol verir, gökyüzü bereketlerini yağdırır, onun için hazineler ortaya çıkar. Doğu ile batı arasında kırk yıl hüküm sürer. Onun günlerine kavuşanlara ve sözlerini işitenlere ne mutlu!”

(Mu’cemu Ehadisi’l-İmami’l-Mehdi, 3/167)

Elbette bu yazı çok uzar. Ancak ben ilahi önderlerimizden sadece bazılarını dile getiriyorum. Lâkin şunu bilmeliyiz ki bu süreci, her önderimiz bildirmiştir.

İmam Hüseyin o da, bu müjdeyi aktif olarak bekleyenlerdendi.

Zahirde baş kesen zihniyet, batında da baş keserdi. Bu ümmetin imamının başı kesiliyordu. Kendine yapılan Kerbela sahasında “ Hel min Nasirin?” diyerek bekleyenlerden olduğunu haykırdı. Elbette düşmanlarından bir yardım beklememektedir. Kendi taraftarlarının hepsi de şehit olmuştur ve bunu da bilmektedir. Ancak o bu çağrıyı haykırırken asıl nusret günlerine seslenmektedir. İmam Mehdi(as)’nin günlerine… Öyle anlıyoruz ki Kerbela mücadelesi bu bekleyişin bir gayretidir. Beklenen müjdenin bir tuğlasıdır diyemiyorum. Vicdanıma sığmıyor, bir kolonudur diyorum.

Şuayb b. Ebu Hamza İmam Hüseyin’e (a.s) sordu ki: “Bu işin sahibi (Kaim Mehdi) sen misin?”

İmam (a.s) şöyle cevap vermişti:

Bu işin sahibi, zulümle dolan yeryüzünü, adaletle dolduracak olan kimsedir. O, imamların gelmediği uzun bir dönemden sonra (gaybet döneminden sonra) gelecektir. Tıpkı Resulullah’ın (s.a.a) resullerin gelmediği uzun bir dönemin ardından gelmiş olması gibi.”

( age. s.660, İkdu’d-Durer, s.158′den naklen)

Dolayısıyla imam Mehdi(as)’ye inanmak bir hareket projesidir. İlahi rızanın pratize olmuş son halidir. Kendi zamanının önderiyle beraber dünya tarihi, bu son sürece hep akmıştı. Her seçilmişte bu son süreci bildirmişti. Müşrikler istese de, istemese de nur tamamlanacaktı. Yakinen imanı kuvvetlendiriyordu her önderimiz.

 Bu konuda İmam Muhammed Bakır (as) şöyle buyurmuştu;

“O’nun Mekke’den Kufe’ye doğru beş bin melek ile birlikte, Cebrail sağ tarafında, Mikail Sol tarafında ve müminlerden bir grupta önünde oldukları bir halde hareket ettiğini ve ordusunu çeşitli bölgelere gönderdiğini görüyor gibiyim.” 

İmam Cafer sadık (as) ta imametlik yaptığı halde kendine tabii olanları bu şekilde, bu sürece kanalize ediyordu, her önderin yaptığı gibi.

“Eğer O Hazretin zamanında olsaydım tüm ömrümü O’na hizmet etme yolunda adardım.”

(Gaybet’i Nu’mani S.245, H.6)

 Her ilahi önder bu yola ve bu duruşa çağırıyordu. Bu duruşa çağıran yüzlerce delil var. Ancak biz burada şuna dikkat çekmek istiyoruz. İmam Mehdi (as) ‘ye inanmak Rabbimizin istediği dünya düzenidir, İlahi vaadidir. İnanmayanlar istese de istemese de bu gerçekleşecektir. Lakin biz kendimizi imtihanın neresine koymaktayız bunu bilmeliyiz.

Yaratılış süreci ile ilgili haber verirken Rabb’imiz, dönüş süreci ile ilgili bizi bilgisiz bırakacağını düşünemeyiz. Hele bizi başıboş bıraktığını asla düşünemeyiz. O halde ilk hüccetimiz olan Hz. Âdem(as)’den, son hüccet olan İmam Mehdi(as)’ye kadar olan tüm ilahi önderlerimizin çağrısını duymalıyız.

“Ümmetimin en faziletli ameli fereci (İmam Mehdi (A.F.)’in zuhurunu) beklemektir.”

  (Bihar’ul Envar C.52, Bab 22, H.2 – H.7- H.11 – H.21 – H.33 ve H.65)

Bunu duyduğumuz halde duyarsız da kalamayız. Bu nedenle hazır ol pozisyonuna geçmeliyiz. Hem gaybet döneminde hazır olmak, hem de zuhura hazır olmak gerekiyor.

 Öyle ki hayatının son anları ve dünyadaki dosyan doğru ve olumlu kapansın. Duruşuna dikkat et ve kaderin senin duruşuna bağlı. Öyle ki zamanının imamı seni onaylasın. İmam Mehdi (as) senden razı olursa bil ki yüce Allah ta senden razı olacaktır.

 Her ilahi önder, tarih boyunca Salihler topluluğunu oluşturuyordu ve bu mirası taşıyordu bir sonrasına. Son salih projeye katılmak için sen de salih olmalısın. Bu büyük mirasa katılmalısın. İmam Mehdi (as)’nin yanında olmak ve ona yardımcı olarak.

O halde İmam Mehdi(as)’ye inanmak ve ona itaat etmek bir hareket, bir bereket projesidir. İnsanlar hâlâ İlahî rızanın pratize edilmiş, canlı modelini kendi aralarında olduğunu bilecekler. Önderine itaat ederek disipline olacaklar. Adaletin, rahmetin, hikmetin, ilmin, hakkın, hayrın üzerlerine yağmur gibi yağdığı bir toplum olarak…

 Böylece alnının akı ile izzet ve gururla dönüşün gerçekleşecek. Son gülüş iyi olacak. Her adım “Ne mutlu bana” diyebilmek içindi.

“İnna lillah ve inna ileyhi raciun”

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>