AYDIN VE ENTELEKTÜEL AYRIMI İLE TAKİP EDİLMESİ GEREKENLER

Resim---Kopya

Dilimizde yanlış anlamlara gelecek şekilde kullanılan sözcükler algılarımızı da değiştirmekte ve birçok tahrife yol açmaktadır. Bunlardan biri aydın kelimesidir. Bu kelimenin yanlış anlaşılması ve yanlış kimseler için kullanılması toplumu yanlış kişiler peşinden koşturmaya ve fikirlerin yozlaşmasına neden olabilir.

 Karşılık olarak “aydın” dediğimiz kelime, Avrupa dilinde “entelijensiya” dır. Bu kelime mastar hali olup sıfatı “entelektüel” dir ve kelimenin kökü “entelekt” tir. Entelekt kelimesinin anlamı beyin, akıl, şuur, kavrama gücü ve zekiliktir.

 Entelektüel insan akıllı, kavrayış sahibi ve düşünen insan demektir. Bu nedenle toplum içinde zihni ve akli faaliyetleriyle ortaya çıkan herkes entelektüeldir. Yani işlerinin esası ve baskın iş araçları beyin olan kesim entelektüel kesimdir. Bu nedenle tüm dünyada bilinen ve resmi bir sosyoloji tanımı olan bizim de aydın dediğimiz entelektüel sınıf: öğretmenler, üniversite hocaları, doktorlar, avukatlar, hâkimler, politikacılar, gazeteciler, yazarlar, şairler, ressamlar, memurlar, mühendisler, din âlimleri gibi topluluklardan oluşmaktadır.

 Bu kelime tercüme edildiği zaman karşılık olarak “aydın” kelimesi kullanıldı. İşte yanlış buradan başlamaktadır. Toplum “aydın” kelimesini anlamını bilmemekte, bu nedenle bu sıfatı taşıyan kişileri tanıyamamaktadır. Aydın kesimini tanımayan bir toplum aydınlanabilir mi? Aydın kelimesinin tahlil ve tarife ihtiyacı yoktur. Aydın kelimesi Fransızcadan alınmıştır ve anlamı “açık görüşlü” dür. Sınırlı ve durgun olmayan, donuk düşünmeyen, kendi zaman ve konumlarını, ülkelerinin durumunu ve toplumlarında gündeme gelen meseleleri ayırt eden analiz edebilen, akıl yürütebilen ve başkasına anlatabilen insanlar “Aydın” dırlar. Bu nedenle Aydın kelimesi; mesleği zihinsel ve fikri olan kimse demek değildir. Aydın düşünen kişi işi ister sosyal ister bedensel isterse kol gücüne bağlı olsun aydındır.

 Entelektüel kesime ait herkes aydın sayılmamalıdır. Yoksa her gün ve her zaman yüksek eğitim aldığı, çok yüksek diplomaları olduğu, ilmi makamlar elde ettiği ve zihinsel faaliyetler yaptığı halde toplumu anlamayan ve anlatamayan kimseler ile karşılaşmıyor muyuz? Bu kimseler aydın değillerdir ama meslekleri zihinsel faaliyet ağırlıklı kimselerdir.

Yani entelektüeldirler ama aydın değillerdir. Buradan şu sonuca ulaşıyoruz: Aydın bir ferdin düşünme bakımından sıfatı iken entelektüel, ferdin meslek bakımından sıfatıdır. Entelektüel olan her bireyin fikirlerinin aydın fikri sanılması toplumdaki entelektüel olmayan ama aydın olan kesimin fikirlerinin harcanmasına yol açabilir.

 Zira peygamberimiz(saa) de “ümmi” idi ama “Aydın” değil miydi?! Mekke toplumunda birçok zengin, kültürlü, eğitimli tüccar vardı; fakat aydın değillerdi. Yine tarih boyunca imamlar zindanlara atılmalarına ve entelektüel görülen kesim tarafından eziyetler görmelerine rağmen “Bakır” yani “ilmi yarıp çıkaran” gibi sıfatlar almışlar ve yaydıkları ışık ile toplumu aydınlatıp aydın bir kesim bırakmışlardır. Ve tarih incelendiği zaman entelektüel olduğu için aydın sanılan kişilerin yanlış fikirlerinin insanları nasıl büyük yıkımlara götürdüğü incelendiğinde durumun ciddiyeti kendini gösterir.

Bunun bir örneği şöyle verilebilir: Ammar bin Yasir Sıffin Savaşı’nda şehit edildiğinde akıllara Resulullah’ın (s.a.a): “ Ey Ammar, seni zalim bir topluluk öldürecektir.” hadisi geldi. Şam halkı büyük bir endişe ile zalim olduklarını düşünerek komutanları ve aydın olarak gördükleri Muaviye’ye gidip savaşta zalim olduklarını belirttiler. Muaviye ise onlara şu cevabı verdi: “ Ammar’ı bu savaşa Ali bin Ebu Talip getirdi bu nedenle o zalim sayılır”.

 Şam halkı Muaviye’yi aydın sanıyordu ona güvendiler ve yakıp yıktılar. Muaviye hükümdardı ve politikacıydı, entelektüeldi fakat aydın değildi. Eğer Şam halkı bu ayrımı yapabilseydi Allah’ın seçmiş olduğu İmam(sa)’ı ile savaşmazdı ve etrafındaki nice sahabe şehit olmazdı. Sonuç olarak; bu toplum aydınlarımızı doğru bir şekilde tanımalı ve takip etmelidir.  Aydınları anlamak istemeyenler tıpkı peygamberlere layık gördükleri muameleler gibi hataları tekerrür ve tasdik etmektedirler…

“Vahiy aramızdan sadece ona mı nazil oldu? Hayır, o kendini çok beğenmiş yalancı biridir.” diyen inkârcılara yine ilahî cevap gelir.

“Yarın kimin kendini beğenmiş, çok yalancı olduğunu bilecekler.” (Kamer 25-26)

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  1. 1

    Tarihte kendi hevalarını toplumlara kabullendirmek için bu çeşit tahriflere çok girilmiştir. önemli bir konuya değinerek dikkatimizi algı operasyonlarına çektiğiniz için Allah razı olsun. Kavramların ruhu ile oynayanlar maalesef dinin tüm tevilleriyle oynamışlardır. gerçekten Rabbimizin rızasını kazanma yolunda bu tuzaklara karşı uyanık olmalıyız. peygamber(saa) ve Ehl-i Beyt(sa)’inin verdiği en önemli mücadelelerden biri de budur. Çünkü dinin amacını saptırmada en büyük tahribat bu yönden olmuştur. Bu nedenle böyle bir yazı ile yine bizi silkelediniz. Allah razı olsun. çok teşekkür ederiz.

  2. 2

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>