ALGI OPERASYONLARI

Resim---Kopya

ALGI OPERASYONLARI

İnsan dış dünya ile olan irtibatını algılama üzerinden yapar. Kulak, göz gibi duyu organları kalbin emrindedir. Kalp ise beslendiği şekile ve doza göre hal durumuna geçer. Adı üstünde kalp; dönen anlamındadır.
Mekarim şirazi’ye göre kalp üç noktada düşünülmelidir.
1- Akıl ve idrak manasında
Kaf süresi/ 37. Ayette geçtiği gibi
“Şüphesiz ki bunda kalbi olan ve hazır bulunup kulak veren kimse için elbette bir öğüt vardır.”
2- Ruh ve can manasında
Ahzab süresi/ 10. Ayette geçtiği gibi
“ O zaman onlar, hem üstünüzden gelmişlerdi, hem aşağı tarafınızdan, ve o vakit gözler kaymış, yürekler gırtlaklara dayanmıştı. Siz Allah’a türlü türlü zanlarda bulunuyordunuz.”
3- His ve duygu merkezi olarak,
Enfal süresi/12. Ayette geçtiği gibi
“ İşte o anda Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Ben sizinle beraberim, müminlere sebat verin. Kâfirlerin yüreğine korku salacağım, hemen boyunlarının üstüne vurun, parmaklarına, parmaklarına vurun”
Aklın ve duyguların kalpten geçildiği bu noktada, insan ruhunun hem hakka hem de batıla açık durumda olduğunu fark ediyoruz.
ŞEMS SÜRESİ;
“7 – Nefse ve onu biçimlendirene,
8 – Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
9 – Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
10 – Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.”
Bu fıtrat ve algılama üzere isteyen; kendini iman ve salih amel ile besler, isteyen insan da bunun zıttını da yaparak benlik istekleri arasında kendini boğabilir de.
Bu hassasiyeti çok iyi bilen şeytan ve işbirlikçi dostları bu noktadan insanlara saldırıya geçerler. İman ve salih amel üzerinde ikna olmamış kalpleri algı tuzaklarına düşürmeye çalışırlar. Bunun için algı operasyonlarını devreye koyarlar.
Bütün cahili ve batıl çalışmalara son noktayı Resulullah (saa) koymuştu. “Cahiliye hayatını ayaklarımın altına aldım” diyen Hz. Peygamber(saa) yeni bir dönem başlatmıştı insanoğluna. Rabb’inin razı olacağı, kâmil bir din/ yaşam tarzı, kâmil bir kitap, kâmil bir vasi emrederek. Veda hutbesi ve arkasından Gadir Hum hutbesi ile son vasiyetlerini de yapmıştı.
Ancak Peygamber(saa) vefat eder etmez operasyonlar başladı. İman ve itaatte sabit olmayanlar bu tuzaklara düştüler. Peygamber(saa)’e verdikleri tasdiklerden vazgeçtiler. Öyle ki Risalet evinin koruyucularına ve Peygamber’in vasisine saldırdılar. Sünnetin yolunu tıkadılar. Ümmet öyle ki kendi imamına muhalif davranıp katletmeye ve dinin şiarlarını çiğnemeye başlamıştır. Resulü’nün vesayetini çiğnemiş, artık öğretilerinden yüz çeviriyor olmuştur. İlahî kararları artık umursamıyor demektir.
Bu algı operasyonlarından sadece bazılarını dile getirerek dikkatinizi çekmek ve hâlâ devam edegelen oynanan oyunları bozmak bizim Allah ve Resulü’ne vefamızdır.
Bizler sıradan müminler olmamıza rağmen iki saat, iki gün, iki hafta, iki ay, iki yıl sonra bile ne yapacağımızı planlarız. Hatta hayatımızda çok önemli projeler olmasa bile…
Sıradan bir yönetici, bir amir, bir lider, bir komutan, bir müdür kendine tabi olan insanları kendisinin olmadığı zamanda veya kendisinden sonra kime tabii olacağını bildirir. Ve ona giden yolu gösterir…
Liderlik özelliği her insanı böyle davranmaya götürmesine rağmen peygamber bunu düşünemedi mi? Kendisinin vefat edeceği günlerinin yaklaşmasına rağmen bu ümmete kendisinden sonra ne olacak diye düşünmedi mi?
Munafıklar listesi elinde olmasına rağmen ümmetin bu işini sağlama almayı planlamadı mı?
Kendisinden sonra bir peygamberin gelmeyeceğini, kendisinin hatem olduğunu biliyordu. Neden yine de bir tedbir almadı?
Bu ümmet daha on yaşında idi. Cahiliye kalıntıları hâlâ çok fazla idi. Bu genç ümmetin iktidar hırsının fazla olduğunu da biliyordu. Böyle bir ortamda otorite yanlış ellere geçerse, büyük fitnelerin çıkacağını biliyordu ve fesad çıkmasın diye tedbir alması gerekmez miydi?
İşte bu hakikatleri sorgulamamak için buralara çok organizeli algı operasyonları döşeniyor.
Varan 1.
“Peygamber miras bırakmaz” hadisi uyduruluyor. Bu uyduruk hadis miras ayetlerine ters düşmesine rağmen, ayete muhalif hadis kaynak veriliyor. Hem bu uyduruk hadisi tek bir kişi söylüyor, o da iktidarı ısrarla isteyen. İlginç olan şudur ki bir yandan hadis söylenimi yasaklanırken diğer yandan burada kendilerince bir hadis öne sürülüyor…
Peygamberden sonraki iktidarda duran bile -ki bu kısa bir dönem yaklaşık iki yıl olmasına rağmen- kendisinden sonra ki vasisini açıklarken, peygamberin bunu düşünmediğini ileri sürerler. Kendileri peygamberden daha çok bu ümmeti düşünüyorlarmış gibi.
Varan 2.
Algı operasyonun başarılı olması için iyi bir temizlik çalışması yapılıyor. Peygamber (saa) Veda ve Gadir hum hutbelerinde “ size iki şey bırakıyorum. Biri Kur’an diğeri ıtretim yani Ehl-i Beyt’im” derken, o hutbeler gündeme getirilmiyor, hatta insanlar bu konuda baskı altına alınıyor. Ehl-i Beyt’in kapısına gidilmesin diye hadislere yasak getiriliyor. Hadisler yaktırılmaya kadar gidiliyor. Hatta bir de masumane bir sebep öne sürülüyor. Halbuki hadis öğrenimine gidilse Ehl-i Beyt’in kapısı çalınacak. Ve Resul’ün tüm öğretileri öğrenilecek. Amma o kapıya gidilmenin önü kesiliyor. Bu kaygılardan dolayı yasaklar arka arkaya getiriliyor. İmam Ali’nin peygamber tarafından küçükten beri yetiştirilmesinin ve her yerde öne çıkarılmasının bir önemi yokmuş gibi.
Varan 3.
Kavramlar değiştiriliyor. “ İmam” kelimesi yüce Allah tarafından açıklanan bir kavramdır. Ali bin Ebu Talip için bu kavram söylenirken diğerleri için söylenmemektedir. Bunu da gündemden kaldırmak için imam Ali (sa) ve diğer Ehl-i Beyt imamları peygamber tarafından bildirilen vasi olarak “ bizler Resul’ün halifeleri” yiz derken, iktidarı isteyenler “ bizler de Allah’ın halifeleriyiz” derler. Kavramları kendilerine göre döşerler. Bunun gibi bir çok ayet, hadis ve kavramlar konumlarından oynatılır.
İmam kelimesinin başına gelenler halife, veli, ıtret , sünnet gibi kavramların da başına gelir. Tevil her kişinin eline verilir. Yorum, kıyas, rey gibi beşeri yolların kapısı açılır.
Zihinler bulandırılır. Algı operasyonlarında kendi isteklerine göre düşünmeleri için insanlar zorlatılır, dayatmalar yapılır.
Varan 4.
18 zilhicce 610. Yüz binden daha fazla kişinin katıldığı hac dönüşünde peygamberin uzunca verdiği Gadir Hum hutbesi unutulur veya unutturulmaya çalışılır. Peygamber(saa)’e tasdik ve itaat misakı verilmesine rağmen koca bir hutbe yok sayılır. Hutbenin can alıcı noktası ve Peygamber(saa)’in vasiyeti durumunda olan “ ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır” cümlesi duymamazlıktan gelinir. Üç ay gibi kısa bir süre sonra bu emanet rafa kaldırılır. Veli kelimesi dost seviyesine indirilir.
Bu seviyeden bakılsa bile Ali’ye dost olarak bakılmaz. Gerçekleri çarpıtma aşama aşama gerçekleştirilir.
Varan 5.
Ehl-i Beyt’i kimse inkar etmez. Salavatların da bile sıkça dile getirirler. Lâkin onları misyon ve fonksiyon olarak tanımazlar. Bu durumda Ehl-i Beyt’e önem vermenin ve sevmenin anlamı nedir? Hiç sorgulanmaz. Sahte spekülasyonlar ile tablo yine farklı gösterilmeye çalışılır.
Varan 6.
Peygamber neden vasiyetini yazmadı? Yoksa herkesin yapabileceği böyle sıradan bir şeyi alemlerin efendisi düşünemedi mi? Okuma yazma bilmeyen bir adam olarak mı hep hafızalarımıza kazındı? Okuma yazma bilmeyen birisi nasıl olurda tüm insanlığa vaadlerde bulunabilir? Tüm insanlığa nasıl model gösterilir?
Hiç kimse bu soruların cevabını sormadı yada sorulmasına izin verilmedi. Acaba Perşembe gününün musibeti olarak tarih sayfalarına geçen bu gün neyi anlatıyordu?
Varan 7.
Ehl-i Beyt ile ilgili haberler ayetlerde sıralanmışken, Peygamber onlar hakkında yüzlerce hatırlatma yaparken Ehl-i Beyt neden inananların hayatına girmemişti? Peygamber’in bu söylemleri neden ciddiye alınmamıştı?
Bu sözler atlatıldığında Peygamber(saa)’e itaat olur muydu? Peygamber(saa) incitilmiş olmaz mıydı?
Varan 8.
İslam’ın ilk yılları olmasına rağmen Peygamber’in çocukları neden muhalif olarak görülmüştü? Ehl-i Beyt neden dışlanmıştı? Peygamber’in nesli neden on bir kez kıyımdan geçirilmişti? Hem de “ inandım” diyenler tarafından. Bu ümmet, bu olup biten gerçekleri neden sorgulamıyordu?
Varan 9.
Hz. Ali(sa)’ye “ imam” denilir. Ama başka bir halife’ye “imam” denilmezdi. Bu kavramı ilk kullanan yüce Allah ve Resul’üdür. O halde bu kavram üzerinde biraz düşünmek gerekmez miydi?
Varan 10.
Hz. Fatma(sa) neden bu dünyadan küs gitmişti?
Cenaze işlemleri neden gece yapıldı? Kime meydan okuyordu? Namazının iktidar tarafından kılınmasına neden izin vermemişti?
Varan 11.
Hz. Fatma(sa) Mescid-i Nebevi’de neden hutbe vermek zorunda kalmıştı? Bunun sebebi neydi? Şimdiye kadar bir kadın hutbe vermiş miydi?
Varan 12.
Herkes için vasiyet, vasilik ve miras ayetleri söz konusu idi. Peygamber(saa) için miras ayetleri neden söz konusu olmadı? Yoksa peygamber için meneden bir ayet mi vardı? Yada Peygamber kendisine yasak mı koymuştu?
Varan 13.
Neden “Ehl-i Beyt mektebi” diye bir yol ayırımı olmuştu? Ehl-i Beyt tüm inananların ortak değeri değil miydi? Bir taraf onları tutarken, diğer taraf muhalif mi davranıyordu?
Varanlar çoktu…..
Şimdi diyeceksiniz; “ lütfen! Cemaat, mezhep, fırka üzerinden davranmayalım. Taraflı konuşmayalım. ”
Haklısınız! Gerçekler cemaat, fırka veya mezhep ile kapatılmamalıdır.
Hangi mezhep, cemaat veya fırka olursanız olun bu algı operasyonları hepimizin Peygamber’ine, Ehl-i Beyt’ine dolayısıyla dinimize yapılmıştır. Ahiret günü olan büyük hesap gününde nerede durduğumuzu, kimlerin yanında olduğumuzu, nasıl referans vereceğimizi, nereye doğru yöneldiğimizi biz cevaplandıracağız. Bu yüzden saklanmak, kaçmak, kapatmak, konuyu başka yerlere çekmek, görmemek, duymamak yada dışlamak sorunu çözmüyor…
Ehl-i Beyt, Peygamber ile ümmet arasındaki bağ değil miydi?! İşte o günlerde açılan o gedik şimdi önümüzde bir dağ gibi duruyor. Tüm inananları uçurumun kenarına getirdi. Bugün bu ümmetin acıları ve açmazları o günlere kadar dayanıyor. Kanama hiç durmadı. Fitne ateşi her geçen gün daha da büyüyor. Tağutlar çoğalmaya devam ediyor….
Lâkin hâlâ üzerimizde oynanan algı operasyonlarının farkında değiliz. Bu günün oyunları, o günün oynanan oyunların devamıdır.
Şimdi sorgulama zamanı sizin için de geldi ise, tefekkürleri bırakmadan ve doğruları yakalama kararlılığı ile söyleyiniz .
1- Tarihte hiç taşıyıcısız kitap dönemleri oldu mu? Kitabın kendisi varken onun tevilini açıklayan olmaz mı? İlahi kitap taşıyıcısız olur mu?
2- Hadisler neden bu kadar muğlak duruma düştü? Bir yandan hadis yasaklanırken aynı zihniyet neden hesapsız bir hadis üretimine geçti?
3- Herkesin vasisi doğal ve meşru görülürken Peygamber(saa)’e neden bu reva görülmedi?
Yoksa Peygamber ve yolu “Ebter” mi düşünüldü?
4- Ehl-i Beyt’in seçilmişliğinin sebebi neydi? Ümmet bunun nedenlerini merak ediyor mu?
5- Ehl-i Beyt’in üyeleri neden sıradan bir mümin ya da sahabe ya da akraba gibi gösterilmeye çalışılıyor? Zirvedeki model insanlar neden sıradanlaştırılıyor?
6- Bu ümmetin İmamları neden arka planlara atılıyordu? Onlar öncü olsaydı ne olurdu, arkaya atıldığında ne olacaktı?
7- Peygamber(saa) bu ümmeti ihmal mi etti!? Bazı şeyleri eksik mi bıraktı?!….
8- İlahi yol, Tevhid ve Risalet nasıl korunacaktı?…
Algı operasyonlarından herkese bir pay verilmişti.
Bazı ayetler öne çekiliyor, bazı ayetler arka plana atılıyordu.
Bazı hadisler öne çekiliyor, bazı hadisler gündemden kaldırılıyordu.
Bazı kişiler arkaya itiliyor, bazı kişiler öne çıkarılıyordu….
Gerçek yol arkaya atılıp, istenilen yol gösteriliyordu….
Hedeflenen amaç neydi? Ne yapılmak isteniyordu?
Tüm bunları düşünmek gerekmez miydi?

Yoksa algı operasyonlarından bize de mi pay düşüyordu? Ya da bu algıların bir kurbanı da biz mi olduk?

 

 

 

 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Mail adresiniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. * işaretli alanların doldurulması zorunldur.

Yorum yaparken aşağıdaki HTML taglarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>